Bu kitapla ilişkim kolay olmadı. Uzun süre boyunca konunun gereğinden fazla uzatıldığını, olayların bir türlü ilerlemediğini hissettim. Tam bir düğüm çözülecek derken hikâye yeniden dolanıyor, gerilim erteleniyor ve bu da yer yer ciddi bir okuma yorgunluğu yaratıyor. Yazarın olayları bu kadar uzun süre aynı eksen etrafında döndürmesi benim okuma zevkime çok hitap etmiyor. Yüksek tempo içinde bile olay ilerlemesinin yavaş kalması, özellikle orta bölümlerde belirgin bir sıkılma hissi oluşturdu.
Cadı bölümleri ise başta en zorlandığım kısımdı. Bu bölümlerin ritmi ve odağı bana uzak geldi ve uzun süre hikâyeden kopuk hissettirdi.
Ancak kitabın sonuna yaklaştıkça anlaşılıyor ki bu bölümler boşa değilmiş; karakter gelişimi ve büyük kurgu için ilmek ilmek işlenmiş.
Son 200 sayfada hikâye belirgin şekilde hızlanıyor.
Düğümler çözülmeye, parçalar birleşmeye başlıyor ve o ana kadar örülen yapı nihayet görünür hâle geliyor.
Rowan ve Aelin karakter yazımı bu kitapta özellikle güçlü.
Celaena’dan Aelin’e dönüşüm yalnızca isim değişimi değil; karakterin dili, tavrı ve ağırlığı da olgunlaşmış.
Yan karakterler de derin ve işlevsel; hiçbiri sadece sahne doldurmak için varmış gibi durmuyor. Bazı karakter kararlarının temeli yer yer daha güçlü kurulabilirdi.
Ancak büyük resme bakıldığında, yazarın kurduğu olay örgüsünün genişliği ve zekâsı etkileyici.
Sonlara doğru fark ediliyor ki ilk kitaplardan beri örülen yapı, aslında çok daha büyük bir hikâyeye hizmet ediyormuş.
Başta sabır zorlayan yavaşlık, geriye dönüp bakınca anlam kazanıyor.
Sonuç olarak:
Gölgeler Kraliçesi, yer yer zorlayan temposuna rağmen serinin kurgu gücünü en net gösteren kitaplardan biri.
Sabreden okuru, geniş ve ustaca örülmüş bir hikâyeyle ödüllendiriyor.
Ve sonunda, bu evrenin neden bu kadar sevildiğini güçlü biçimde