Öncelikle böylesine orijinal ve kaliteli bir eseri, üstelik yerli bir yazara ait olmasına rağmen, bu zamana kadar okumadığıma üzüldüm.
Konusundan bahsedersem; Osmanlı’nın son dönemlerinde İstanbul’da doğmuş Hayri İrdal karekterinin otobiyografisini okuyoruz. Hayri İrdal okulda, işte ve hayatta vasat altı kalmış bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Çocukluğundan başlayıp, otobiyografisini yazdığı yaşlılık dönemine kadar başından geçenleri, hayatındaki değişimleri ve sebeplerini, insanın doğasındaki çarpıklığa vurgu yaparak, yalın bir dille ve çok zeki hicivlerle anlatıyor. Kitapta psikanalizden simyaya kadar her şey var; ama yazarın alaycı diliyle...
Hikaye öylesine insana dair tasarlanmış ki, geneli insan doğası ve davranışlarına eleştiri olan ve kitabımızda epeyce bulunan aforizmalar bütünlüğü bozmamış. Eğer yazarın kafasındakileri tam olarak idrak edebilirseniz, yaptığı ironik tespitlerin mizahın doruklarında olduğunu görebilirsiniz. Öyle ki; “ayaklı saat”, “halanın dirilişi”, “doktorun çantası”, “damadın dayak yemesi” bölümlerinde kahkahalarla güldüm. Hikaye belki bir distopya değil ama “istatistiğin değerini önceden verip ona uygun toplumsal sınıf bulma” bölümü Kafka’nın Dava’sından ya da Orwell’in 1984’ünden bir bölüm okuyormuş hissi bırakıyor. Ayrıca “hürriyet” ile ilgili pasaj, ömrüm boyunca hatırlayacağım bir hiciv örneğiydi.
Okumayanların kesinlikle okumasını, okumayı düşünenlerin okuma listesinde en ön sıraya almasını tavsiye ederim.