Kitabı okumaya başladığımda, kitap hakkında bir inceleme yazısı yazacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Buna karşılık, kitabı bitirdiğimde kendimi alıkoyamadım bir inceleme yazısı yazma isteğinden. Muhteşem bir kitabı bitirmiş olmanın vermiş olduğu hazzı, onu benden başkalarının da okumak ve bitirmek istemesini sağlamak için kitap hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak arzusuyla yanıp tutuşmaktan ileri geliyor bu alıkoyamama hali.
Spoiler vermek istemediğim için inceleme yazısını kitabın bende hissettirdiklerinden ve kitabın sonuna düştüğüm nottan ibaret tutuyorum.
Kitabın ilk 64 sayfası, çok sıradan bir eseri okuyormuş hissiyatı doğurdu bende. Ama 64'ten sonrası çok can alıcı. Kitabı mahvetmeyeceğini bilsem, 64'ten itibaren her satırı çizerdim sanırım... Bir olgu ve kavram olarak insana merak duyan ve onu araştırmaya, anlamaya kendini vakfeden biri olduğum için de çok etkilenmiş olabilirim belki.
Kitabın sonuna aldığım not şu: "İçimizdeki kötücül yana haddinden fazla önem atfeder, kulak asar, onun sınırlarını gevşetirsek, bizi ele geçirmesine seyirci kalır ve her ne kadar ölmemiş olsak da kendimiz olarak yaşamaktan kendi kendimizi alıkoymuş oluruz."
Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.