“…Her şey, kendilerini gülüşlere bırakan ve ıslak dudaklarıyla "Gülmek iyidir," diyen kadınlar gibi usul usul varoluşa kayıyor; karşı karşıya geçip yayılıyor, varoluş en aşağılık sırlarını birbirine açıyordu. Varolmayış ile şu baygın bolluk arasında bir orta yer bulunmadığını anlamıştım. Varolunuyorsa buraya kadar var olmak, küfe, şişkinliğe, müstehcenliğe kadar var olmak
gerekiyordu…”
“…Nesnelerin, o adlandınlamayanların arasındayım. Yapayalnız, sözcüksüz, güçsüz, beni kuşatıyorlar, altımı, üstümü, ardımı dolduruyorlar. Bir şey istedikleri yok, kendilerini kabul de ettirmiyorlar…”
“…Ne işim var burada? Ne diye kalkıp hümanizm üzerine konuştum? Bu insanlar niçin burada? Neden yemek yiyorlar? Var olduklarının farkında olmadıkları besbelli. Çıkmak, herhangi bir yere gitmek istiyorum. Gerçekten kendi yerimi bulacağım, içine yerleşeceğim bir yere... Ama benim yerim diye bir şey yok; ben fazlalığım.
…”