“…Bastığımız yeri yoklayarak yürümeliyiz; bazı şeylerden gözlerimizi çevirmeliyiz, mutluluk hülyalarına kapılmamalıyız; mutluluk elimizden kaçarsa isyan etmemeliyiz; hayat budur işte… Kim demiş hayat zevk ve mutluluktur? Ne saçma düşünce! Hayat hayattır; bir ödevdir. Ödev dediğin de çetin bir iştir. O hâlde ödevimizi yapalım…”
“…
Kim için yaşayabilirim, hangi gaye için? Neyi arayacağım? Ne için savaşacağım? Neyin rüyasını göreceğim? Hayatın çiçekleri döküldü, sade dikenleri kaldı.
…”
“…Hayatımda hiçbir zaman başkalarınınki gibi gittikçe renklenen, parlak bir güne çevrilen bir sabah olmadı; bir sabah ki yakıcı öğlesi geçtikten sonra yavaş yavaş solsun ve kendiliğinden akşama karışsın. Hayır, benim hayatım sönmüş başladı. Tuhaf, fakat böyle…”