Burada "süslü kelimelerle" kitabı anlatmayacağım. Sosyalizm, komünizm, kapitalizm, marksizim diyip de ne zoraki konuşacağım, ne de domuzları tanınmış siyasilere benzeteceğim. Aslında haklısınız, evet kitap tüm bu yorumlara uyuyor ancak tüm bu kısıtlanmış görüşler kitaba göre sığ kalıyor. Bakış açınızı bir dümen ve bu kitabı da bir gemi olarak ele alırsak bu kitabı istediğiniz yere sürebilirsiniz. Bu yazıda kaptan ben olduğumdan sizi, bu kitabın satırlarında geçen o varış noktalarından birine uğratmayacağım. Yalnızca okyanustan bahsetmeyi düşünüyorum. Bu okyanus öyle bir okyanus ki insanla kaplı. İnsanlığın kusurlarıyla, mayasıyla dalgalanıyor. Sanırım burayı anlatmam için en geniş kavram bencillik olacak. Çünkü kitapta geçen her "kötü davranış" bencillikten doğuyor. Sisteme bir başkaldırış var. Çünkü insanlar -kitaptaki haliyle hayvanlar- benliklerine dokunan dogmalıktan nefret ediyor. İsyan başlarken herkes eşit olacak diyorlar, tek gayeleri bu. İsyanı kazanınca ise - o meşhur söz- "eşitiz ancak biz daha eşit olmalıyız." düşüncesi boy gösteriyor. Roman, Napolyon'un kendi çıkarları doğrultusunda 7 emiri sürekli değiştirmesiyle ilerliyor. Tüm bunlar bencillikten doğuyor ve bunları bencilliklerinden yapıyorlar. Körleşip onu destekleyen halk ise tribüncüden başka bir şey değil. Köpekler, o kadar bağnaz ki birisi başka bir şey dese parçalamaya hazırlanıyor. Koyunlar da aynı şekilde ancak daha saflar. Yukarıda bahsettiğim o tüm "süslü kelimeler" bencilliğin farklı dallarıdır aslında.
Kitapta bizim ülkemizi de gördüm. Bunu hangi ülkeden okursanız okuyun, o ülkeyi görebilirsiniz. Çünkü insanlık her zaman "hayvan çiftliği" döngüsündeydi ve öyle de kalacak. Dünya barışına inanan arkadaşlar, üzgünüm ama insanlar değişmiyor. Ancak siz yine de iyi kalın🕊.
Sonuna kadar okuyan
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,2bin okunma
"Sivil bir şahsiyet olarak ben, niçin savcı rolü oynayacakmışım ki: Meslek seçmem gerekiyorsa, savunma cephesinde olmayı yeğlerim. Şahsen insanları mahkum etmektense, anlamak beni daha mutlu kılar."
İŞTE BU!
Sonunda, Zweig'ı abartanlara taş atarken parantez içine alacağım bir eser daha!
Kitabı okurken aşık oldum, çok utandım, gururu kırılan çaresiz bir insana dönüştüm. En önemlisi de kumar batağındaki gencimiz tarafından örselendim, hayal kırıklığına uğratıldım. Hakkımı helal etmiyorum!
Bence Stefan Zweig, sıradanlaşmış pembe aşk hikayelerinin dışında kalan bu kasvetli aşkları yazmakta çok iyi. En azından diğer hayran kaldığım kitabı olan "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" ile bu kitaba bakarak bunu söyleyebilirim. Kaleminde yine bir intiharın olması şaşırtmadı. Reading Slump yaşadığım, 5-6 kitabı yarım bıraktığım bu döneme ilaç gibi geldi, su gibi aktı. Berhudar ol Stefan oğlum.