Çakılma
BAZEN ZİHNİM BANA, bir sürü pencere açılmış bir bilgisayar ekranı gibi geliyor. Masaüstü darmadağın. İçimde mecazi bir çarkıfelek dönüp duruyor. Bana ket vuruyor. O pencerelerden bazılarını kapamanın, dağınıklığın birazını çöp kutusuna sürüklemenin bir yolunu bulsam düzeleceğim. Ama hepsi de o kadar gerekli görünürken, içlerinden hangilerini seçmeliyim? Dünya bu kadar aşırı yüklüyken, zihnimdeki aşırı yüklenmeyi nasıl durduracağım? Bizler her şeyi düşünebiliriz. Bu yüzden zaman zaman kendimizi her şeyi düşünürken bulmamız gayet normal. Bazen kendi hayrımıza ekranları kapayacak cesareti bulmamız gerekebilir. Yeniden bağlantı kurabilmek için bağlantıyı kesecek cesareti.
Alıntı
​"Uçurumun kenarında yürümek bir delilik değil, bazen sadece birinin seni kolundan tutup çekmesi için yaratılmış en çaresiz bahanedir." ​Buradaki mesele yere çakılma arzusu değildir. Mesele, o düşüş anında birinin seni yakalama ihtimaline duyduğun o muazzam, çocuksu inançtır. Ruhun o kadar yorulmuştur ki, sırf biri seni sımsıkı tutsun ve "Seni bırakmıyorum" desin diye kendini o tekinsiz rüzgara bırakmaya razı olursun.
Reklam
200 km hızla düşen motorsiklet sürücülerine neden birşey olmaz?
Yarışçıların üzerindeki o deri tulumlar, caddede satılan normal motosiklet montlarına benzemez. Her biri pilotun vücuduna özel olarak dikilen birer mühendislik harikasıdır. Milisaniyelik Koruma: Tulumların içinde gelişmiş yapay zeka sensörleri ve jiroskoplar bulunur. Sistem, pilotun olağan dışı bir şekilde motordan ayrıldığını veya havaya fırladığını (0.05 saniye gibi) insan beyninin bile algılayamayacağı bir sürede fark eder. Zırh Gibi Şişer: Pilot daha asfalta bile değmeden tulumun boyun, omuz, sırt ve göğüs kafesi bölgelerindeki hava yastıkları şişer. Boynu sabitler (kamçı etkisini önler) ve ilk asfalta çakılma anındaki o sert dikey darbeyi tamamen sönümler.
1000Kitap
Günaydınnnn o zaman :))))
Saat sabahın altısı. Ağzımda pas tadı var. Karşımda oturan adamın pahalı koltuğu benden daha canlı duruyor. Duvardaki saat tik-tak değil, saçma sapan bir ses çıkarıyor. Zamanı değil, ömrümü doğruyor
Edebiyat
Koşullu bir özsaygıya sahip olmak, lunaparktaki bir hız trenindeki yolculuğa benzer; ruh haliniz bir an göklerdeyken sonraki an yere çakılma tehlikesiyle iki uçta sallanır. Diyelim ki benlik değer duygunuzu pazarlama işinizdeki başarınızdan elde ediyorsunuz. Ayın satış elemanı seçildiğinizde bir kral gibi hissedersiniz, ancak aylık satış rakamlarınız yalnızca or­talama olduğunda kendinizi bir zavallı olarak görmeye başlar­sınız. Ya da belki de özsaygınızı başkaları tarafından sevilmek üzerine kurma eğilimindesiniz. Güzel bir iltifat aldığınızda keyiflenir ama biri sizi görmezden geldiğinde ya da daha da kötüsü, sizi eleştirdiğinde tuzla buz olursunuz.
Sayfa 177 - Diyojen Yayıncılık
1000Kitap
Reklam
Reklam