Sanırım anne olmak bile isteye bir savaşı başlatmak anlamına geliyor. Başıma açılacak bunca derde gönüllü bir "Evet!" dediğim için takribi ne zaman pişman olacağımı da bilmiyorum üstelik.
Biz bir aileyiz cümlesinin kurulduğu yerde en az bir insan acı çekiyordur ya da zor durumdadır. Kimse lunapark balerinin eteğinde savrulurken ve mutluluktan kahkahalar atarken birbirinin kulağına eğilip "Biz bir aileyiz" diye fısıldamaz. Ve şunu söylemem gerekir ki: Biz bir aileyiz.
Ayşe Püren annesinin ölmesiyle annesinden kalan evden sadece bahçedeki gül ağacının olduğu yeri ister. Gül ağacının altında annesinin Hıdırellez dileklerini bulur. Tanıdığını sandığı annesini aslında hiç tanımadığını farkeder. Behice’nin gerçekte kim olduğunu öğrenmek onu korkutur ama yine de araştırır. Bu noktada Behice’nin hayatının gizli noktaları ortaya çıkar ama üzerinde fazla durulmadan geçiştirilmiş gibi yazılmış. Deniz kim? Kırmızı ev neden var? Ağaca neden tırmanmak istemiş gibi . Bu yönden beni tatmin etmedi kitap. Behice ‘yi beklerken Ayşe Püren’in hayatını okudum. Bir de kitap yarım kalmış gibi hissettirdi. Bir anda apar topar bitirilmiş gibi
Ayşe Püren tarafımdan kitabı yorumlayacak olursam bir yayınevinde editörlük yapıyor ve sevgilisiyle aynı evde yaşıyor. Bir gün sevgilisi tarafından terkedilip evinden kovulduğu gün hamile olduğu öğrenir. Babasının annesini aldatmasının ardından annesinin boşanmayı seçmesi ve Ayşe’yi yanına almasıyla babasızlığının eksikliğini hep hisseder olur. 30 yaşına gelene kadar depresyondan çeker. İyi arkadaşlıklar kurur bunun aksine. Birbirine bağlı insanları koyar hayatının merkezine. Bebeği doğurmaya karar verdiğinde de en büyük destekçisi yine bu kadınlar olur
Kitap genel olarak sade ve anlaşılır bir dilde yazılmış. Okuması kolay ama dediğim gibi bende yarım kalmışlık hissi verdi. Çok büyük beklentilere girmeden okunabilir