Maarif'in Yeni Tercümesi ve Editörlük Çalışmaları
Metinsel Restorasyon ve İrfani Dilin Yeniden İnşası: Seyyid Burhâneddîn’in Ma‘ârif Tercümeleri Üzerine Metodolojik ve Eleştirel Bir Mukayese Bu makalede, tasavvuf tarihinin en cezbeli ve aforizmatik metinlerinden biri olan Seyyid Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî’ye ait Ma‘ârif’in iki farklı Türkçe tercümesi; dönemsel dil politikaları, terminolojik sadakat, nazım estetiği, metin tenkidi metodolojisi ve dramatik anlatı teknikleri açısından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Abdülbâki Gölpınarlı tarafından 20. yüzyılın ortalarında üretilen öncü nitelikteki literal çeviri ile yeni neşre hazırlanan tercüme metinleri; ontolojik, hermeneutik ve lirik katmanları aktarma kabiliyetleri açısından masaya yatırılmıştır. Çalışma, bir klasik metnin yeniden çeviri süreçlerinde uğradığı semantik dönüşümü ve kayıp-kazanım dengesini kuramsal bir zeminde temellendirmeyi amaçlamaktadır. 1. Yeniden Çeviri Paradigması ve İki Ufuk Klasik Türk-İslam düşüncesinin irfani metinlerini modern bir dille yeniden buluşturmak, yalnızca bir lügat eşleştirmesi değil, metnin doğduğu batıni uzamın sentaktik (sözdizimsel) ve kavramsal olarak yeniden inşasıdır. Seyyid Burhâneddîn'in Ma'ârif'i; parça parça coşkulu yapısı, manzum geçişleri, sembolik hicivleri ve yoğun ayet atıflarıyla mütercim için çetin bir filolojik sınava dönüşmektedir. Abdülbâki Gölpınarlı çevirisi, metni Türkçe okura ilk kez sunan tarihsel bir kutup çalışma olmakla birlikte, dönemin egemen dil politikalarının getirdiği "Öztürkçeleştirme" ve rasyonalizasyon refleksi nedeniyle tasavvufi ıstılahların dikey metafizik anlam alanını yer yer düzleştirmiştir. Yeni çeviri paradigması ise Gölpınarlı’nın filolojik mirasını bir basamak olarak kullanıp metne teknik terminolojisini, manzum musikisini, metaforik canlılığını ve anlatısal tansiyonunu
Edebiyat
Chicago trajedisi / Haymarket olayı
1 Mayıs 1886’da ABD’deki işçiler, günlük 12-14 saate varan çalışma sürelerine karşı çıkarak 8 saatlik çalışma talebiyle grevler başlattı. 3 Mayıs’ta McCormick fabrikası olaylarında iki işçinin öldürülmesinin ardından, 4 Mayıs’ta Haymarket Meydanında barışçıl bir gösteri düzenlendi. Polis gösteriyi dağıtmaya çalışırken kalabalığa atılan bombanın ardından çıkan çatışmalarda 7 polis memuru ve en az 4 sivil hayatını kaybetti. Tarihe Haymarket Olayı olarak geçen bu olay, 1 Mayıs’ın uluslararası işçi hareketinin simgesi hâline gelmesinde önemli rol oynadı. 1889 yılında Paris'te toplanan İkinci Enternasyonal Kongresi'nde, işçilerin günlük çalışma süresinin 8 saat olması yönündeki taleplerini desteklemek amacıyla 1 Mayıs gününün tüm dünyada işçilerin "Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü" olarak anılmasına karar verildi.
Genel Kültür
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri: "İçsem de bir kadeh hayat iksirinden, zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den. Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden, Ümmid-i aşkım saracak seni, cefakâr teninden." Fikriye Hanım, Münih'ten İstanbul'a döndükten sonra, Atatürk'ün Ankara'ya gelmesine izin vermemesi üzerine kısa bir süre İstanbul'da kalmış, daha sonra Gelibolu'ya giderek, eskiden tanıdığı bir ailenin evinde bir sene kadar misafir edilmiştir. Ancak 1924 yılı mayısının sonlarında, başkasına ait bir nüfus cüzdanını kullanarak Gelibolu'dan İstanbul'a, oradan da Ankara'ya gelmeyi başarmış, 30 Mayıs günü Atatürk'le görüşmek üzere Çankaya'ya gitmişti. Köşke varışında bu arzusunun yerine getirilemeyeceği kendisine söylenildiği zaman, geri dönmek üzere -beklemekte olan- payton'a binmiş, payton'da, yanında taşıdığı tabanca ile intihar etmiştir. Fikriye Hanım’ın intiharı Latife Hanım biz gençlere diyor ki: “ATATÜRK, MİLLETİNİ ÇOK AMA PEK ÇOK SEVİYORDU. HAYATINI TÜRK MİLLETİNE ADAMIŞTI. SEVİLMEYİ DE AYNI DERECEDE İSTİYORDU. SİZ GENÇLER, O’NU SEVMEK, O’NU SEVDİRMEK İÇİN MÜTEMADİYEN O’NDAN BAHSEDİNİZ, O’NA DAİR YAZINIZ.” FİKRİYE HANIM’IN İNTİHARINI ATATÜRK’ÜN ENİŞTESİ MUSTAFA MECDİ BEY’İN HATIRATINDAN DİNLEYECEĞİZ: —“ Benim bildiğim ve gördüğüme göre, ATATÜRK ‘ün şahsi sebeplerde en çok üzüldüğü, müteessir olduğu olay, FİKRİYE ‘nin intihar edişidir. Bizim ailece FİKRİYE dediğimiz bu çok güzel hanım, ATATÜRK ‘ün üvey babasının erkek kardeşinin kızı olmak dolayısıyla, bilhassa ZÜBEYDE Hanım’ı sık sık ziyarete gelir, AKARETLER ‘deki evimizde günlerce misafir kalır ve bu arada MUSTAFA KEMAL PAŞA ’yı da bir ağabey gibi sever, sayar, her hizmetinde bulunurdu. Hele nikâhlanarak birlikte gittiği bir MISIR ‘lı ile harem
Geleceğin uçan arabası baykar el cezeri Gözlerimde yaşlar, dinmedi bugün.. Şarkılar dinledim, olmadı bugün.. Aşıkmışım meğer, anladım bugün.. Gönlümün sevdası, zümrüt gözlerin. Halil Köse Zümrüt Gözlerin Saygıdeğer edebiyat defteri ailesinin değerli üyesi Halil köse bey zümrüt gözlerin adlı şiirinde gözlerinde yaşlar dinmedi bugün diyerek başlıyor sözlerine ve aşık olanın gözlerindeki yaşların dinmeyeceğini belirtiyor evet aşk Allah Teala yolunda ise kıymetli bir mücevher olur bugün Baykar firması prototip proje aşamasındaki Cezeri uçan araba modeli ile millet sevdasını bir kez daha kanıtlıyor Saygıdeğer okuyucular ve halil köse bey aşığın gözleri ne zaman sevdasına kavuşur o zaman zümrüt gibi parlar cezeri projesi ile Türk insanı şarkılar dinlesede bulamadığı morali yeniden bulacak ve hayata yeniden gülümseyecek cezeri ilk kez ismini müslüman alim ismail cezeriden alarak kökünü geçmişe dayandırıyor geçmişin o güzel insanları bugün yine bize ders ve ibret veriyor Azimüşşan Kuraanı kerimin fatiha suresi ile buyurduğu gibi Allahım bizi rahmet edip esirgediklerinin nimet verdiklerinin yoluna ulaştır nimet verilenlerden biride robot teknolojilerinin öncüsü ismail cezeridir mübarek mücadele suresi buyururki Size öğütlenen budur evet Allah Teala yaptıklarımızdan haberdar olandır 2020 yılında teknofestte tanıtılan el cezeri ise ilk önce havacılıktaki kargoculuğu kolaylaştıracak belkide uçan araba olacak Tusaş gökbey yerli savunma sanayi Göğsümde çalan kornalar Ki Ne metruk bir heceyim ne de Külüstür bir araba hiç değil Ama Sürekli kornaya basan isyankâr bir kız saklı içimde BAŞIMA NE GELDİYSE SEVDİM SEVELİ... Gülüm Çamlısoy @gulum-camlisoy Değerli okuyucular es selam aleyküm ve Rahmetullah saygıdeğer edebiyat defteri ailesinin kıymetli üyesi Gülüm Çamlısoy isyankar bir
Duygu ve Düşünce
1942 Varlık Vergisi uygulaması resmi tarih anlatılarında iddia edildiği gibi "savaş koşullarının yarattığı olağanüstü bir enflasyonla mücadele tedbiri" ya da "karaborsacıları cezalandırma hamlesi" kesinlikle değildir. Bu perspektife göre Varlık Vergisi; İttihat ve Terakki ile başlayan, 1920'lerde İş Bankası kliğiyle süren ve 1930'larda devlet kapitalizmiyle kurumsallaşan "milli burjuvazi yaratma" ve "mülksüzleştirme" projesinin mantıksal, kaçınılmaz ve en şiddetli zirve noktasıdır. 1930'ların devletçi birikim modeli bu vergiyle hem kendi sınırlarına dayanmış hem de nihai sınıfsal hedefine ulaşmıştır. 1930’ların devletçilik politikası, altyapıyı ve sanayi girdilerini devlet eliyle ucuzlatarak yerli (Müslüman-Türk) sermayeye bir zemin hazırlamıştı. Ancak İstanbul ticaret sermayesi ve gayrimenkul stoku hala büyük oranda gayrimüslimlerin elindeydi. 1942 Varlık Vergisi, 1930’larda palazlandırılan yerli unsurlara alan açmak için devlet zoruyla yapılan doğrudan bir sermaye tenkisidir (kesintisidir). Verginin yüzde 80'inden fazlasının gayrimüslim vatandaşlara yüklenmesi ve ödeyemeyenlerin Aşkale’ye çalışma kamplarına gönderilmesi, ekonomik olmaktan ziyade yapısal bir sınıfsal mühendisliktir. Devlet, 1930'larda kendi eliyle büyütemediği yerli tüccarı, gayrimüslimlerin mülklerine değerinin çok altında el koydurarak (asli birikim mekanizmasını işleterek) bir gecede devasa servetlerin sahibi yapmıştır. 1930’lardaki devletçilik, devlet aygıtını elinde tutan bürokratik oligarşiye toplumsal üretim ve bölüşüm ilişkileri üzerinde mutlak bir kontrol yetkisi vermişti. İşte 1942'deki bu pervasız mülksüzleştirme hamlesi, ancak 1930'larda kurulan o muazzam devlet tekeli ve otoriter idari yapı sayesinde mümkün olabilmiştir. Devletin kendini toplumun ve hukukun üzerinde "özerk bir mutlak güç"
1000Kitap
"Yeryüzündeki cennetin nasıl bir şey olduğunu bilmek ister misiniz? Yeryüzündeki cennet, çalışma ve eylemde, mücadele ve savaşta, cesaretle yaşamakta ve yiğitlikle ölmekte bulunur." Ernst Moritz Arndt