Mertcan

Mertcan
@callmeishmaeI
“Dünyanın en güzel şeyleri, hiç sözü edilmeyen şeylerdir; en derinlerimizde yatan ölülerin mezar taşları yoktur.” 𐱅𐰇𐰼𐰰
Hangi “memleket“in hikâyeleri?
2/10
·278 syf.··
2026 12. kitabı
·
393 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
• Vaktiyle kayıt altına alınmış geçmişi geride bir yerde unutmak, yeni bir tarih yazmak için gerekirse alfabe değiştiririz. (s.10) • Taşranın pek çok şehrinde milletten anlaşılan Türk milleti değil. İyi ki de değil demek mümkün, gel gelelim kazın ayağı pek öyle değil. Etnik kökeni alabildiğine karışık olmasına rağmen “Türk milleti”, millet sözcüğünü çoğu zaman milliyetçilikle birlikte, nefret suçlarını körüklemek, düşmanlık beslemek için siyasi bir anlam yükleyerek kullanıyor. (s.25) • (…) Ne zaman ki içlerinden biri, bir zamanlar bu şehirde Ermenilerin, Rumların, hatta Yahudilerin yaşadığını söylemeye kalkıyor, işte o zaman öfkeleniyorlar. Bu iyi insanların kullandıkları dil, ağızlarında insanlığı parçalayan çarklara dönüşüyor. Söyleyeni söylediğine pişman ediyorlar. 1915’i duymuşlukları yok. Ya da geçmişi mükemmelen silen bir hafızaları var. (s.66) • …onulmaz bir hastalık olarak milliyetçilik… (s.75) *** *** *** Ne kitabın ismi? Memleket Hikâyeleri. Peki sormak lazım. Hangi milletin hikâyeleri bunlar? “TÜRK” milletinin hikâyeleri olmadığı kuşkusuz. Yazar hanımımız ya hikâyelerini yazdığı(nı iddia ettiği) bu memleketi tanımıyor ya da işine böylesi geliyor. Bu hikâyeler, Anadolu'daki, beyni sosyalizm-marksizm çamuruna bulanmamış hiçbir vatandaşın yüreğine dokunamaz. Anca “Allah bizim belamızı versin, niye Türk olarak dünyaya geldik? Keşke başka bir etnik kimliğe mensup olsaydık ama Türk olmasaydık, utanıyorum Türklüğümden, dünyanın en utanç verici şeyi Türklük, Allah biz Türkleri kahretsin,” diye düşünen, dünyayı hâlâ 1950’lerin sağ/sol dünyası olarak görüp yorumlamaya çalışan tatlı su hümanistlerinin yüreğine dokunur. Bırak Anadolu'yu, bu hikâyeler Cihangir’in bir mahalle doğusundan öteye geçemez. Bir de böyle afili bir isim koymuşlar. Yahu Refik Halit Karay'ın
Edebiyat
Memleket HikayeleriAyfer Tunç · İletişim Yayınevi · 2012500 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·344 syf.··
2026 10. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 00:03
Epeydir bir romanı bitirdikten sonra ne hissedeceğimi bilmediğim olmamıştı. Evet romanı anladım (yahut anladığımı sanmaktayım) ama ne hissetmem gerektiğine dair duygularım karışık. Yıllar içerisinde adını belki de yüz defa duyduğum bir romandı. Okuyunca da bu önemin nedenini anladım. Ama internette bu kitapla ilgili neredeyse her yerde aynı şeyler yazıyordu: Eski ile yeninin arasına sıkışan bir adam… Gelenek ile modernite arasında kalan bir toplumun savruluşu… Ve benzeri bir dünya tarif. Ama benim kitaptan tek anladığım, bu kalıp olmadı. Romanda sadece bir enstitü değil, adeta koskoca bir dünya inşa edilmiş. Hem o dünyanın yaratılışını yakalamaya hem hiçbir doğal güzelliğini kaçırmamaya hem de o dünyada yaşamaya uğraştım. İlk başlarda çok kolay okurken zaman geçtikçe okuma hızım da yavaşladı, yazar sanki vitesi giderek düşürüp bize etraftaki güzellikleri göstermeye uğraşan bir şoför gibi, yavaşlayarak bir şeyleri fark etmemizi sağlamaya çalışıyordu sanıyorum ki. Okumamın ağırlaşmasının bir nedeni de kitaptaki bugün anlamları bilinmeyen eski kelimeler. Aslında ilk başta yayınevine kızar gibi oldum, öyle ya okumamız sürekli kesintiye uğrayacağına siz her kelimeyi yanda veya aşağıda açıklasaydınız diye düşünüyordum. Ama her kelimenin anlamına bakarken internetten, zamanla daha başka o kadar çok şeyle karşılaştım, o kadar farklı bilgilere ulaştım ki eğer bana tüm bu kelimeler gümüş tepside sunulsaymış şu ana kadar edindiğim bilgilere ulaşamazmışım. Bu açıdan da okuyucusunu yoran ama yolculuğun sonunda okuyucusunda o tatmin duygusunu bırakan bir kitaptı. *** Eğer çok kitap okumuş ama hâlâ bu kitabı okumamış ve Türkiye’nin geçirdiği değişimlere, dönüşümlere çok ilginç bir pencereden bakmak istiyorsanız bu kitabı okumanızın zamanı gelmiştir.
Edebiyat
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergâh Yayınları · 202452,9bin okunma
Bir Halk Hikâyesinden Sovyet Sinemasına
7/10
·24 syf.··
2026 9. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 22:46
Dün internette gezinirken, Sovyet yapımı Ashug-Karibi (1988) adlı bir film ve bu filmin de Mihail Yuryeviç Lermontov’un bir eserinden uyarlama olduğunu görünce, internette bu hikâyeyi nereden okuyabileceğime baktım. Azərbaycan Respublikası Mədəniyyət və Turizm Nazirliyi’nin bastığı bu kitabın pdf’sini bulunca da kısa bir süre içinde okudum. Şunu söylemem gerekir ki bu kitabı Türkiye Türkçesiyle de okuyabilirdim ama Azərbaycan Türkçesiyle okumak sanki bir kat daha güzel, tatlı ve eğlenceli geldi. Bilmiyorum Azərbaycanlılar ne kadar farkındadır ama onların telaffuz edişleri, sözcükleri kullanışları, bize daima tatlı komik, yani sevimli gelir. Bu eserde de bu, kendini gösteriyordu pek çok kez. Kitabı okuduktan sonraysa filmini izledim ve film çok enteresan bir şey olmuş. Çok eskiden izlediğim birkaç Sovyet filmi gibi, bu da çok acayip bir biçimde çekilmiş. Çok detay vermeme gerek yok, izlediğinizde görürsünüz ama ben filmi pek beğenmedim. *** Bu halk hikâyemizin konusu ise kısaca şöyle: Âşık Garip adında bir delikanlı, zengin bir beyin Mahü-Mehr adındaki kızını sever. Mahü-Mehr ona, kendisini babasından istemesini, babasının kendilerine bir sürü çeyiz, mal mülk vereceğini söyler fakat Âşık Garip bu durumu kabul etmez ve sevdiğine, gurbete para kazanmak için gidip 7 yıl boyunca dönmeyeceğini, eğer 7 yıldan sonra hâlâ dönmemişse kendisini unutmasını söyler ve ardından yıllarca sürecek bir yolculuğa çıkar. *** Lermontov’a ise bir kez daha hayran kaldım. O sürüldüğü Kafkaslarda Türklerin böyle bir anlatısını duyup kaleme alıp bir de kendi ağzından ölümsüzleştirmiş. Sana bir kez daha şapka çıkarıyorum zamanımızın bir kahramanı.
Edebiyat
Aşıq QəribMihail Yuryeviç Lermontov · Azərbaycan Uşaq və Gənclər Ədəbiyyat Nəşriyyatı · 195716 okunma
İyi bir eser kaç kere daha okunmalı?
10/10
·240 syf.··
2026 8. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 00:00
“Bir kitabı tekrar tekrar okumaktan zevk alınamıyorsa, o kitabı okumanın hiçbir anlamı yoktur.” Oscar Wilde İlk defa bir kitabı ikinci kez okuyor değilim fakat ilk defa bir kitabı üst üste iki kez okudum. Geçenlerde İletişim Yayınları baskısından okuduğum bu romanı birkaç hafta sonra bu sefer de Yordam Kitap baskısından okudum ve bu baskının pek çok sayfasında, romana ve geçtiği döneme dair birçok bilgilendirme notu yer aldığı için kitaptaki pek çok ayrıntıyı daha da anlayarak ve kitabı daha da lezzet alarak okudum. Kitapçılarda bu kitabın diğer üç-dört baskısına daha baktığımda sonuç olarak en iyi baskının şu an Yordam Kitap baskısı olduğunu söyleyebilirim, en azından benim açımdan. Nuri Yıldırım’ın çevirisine, emeğine sağlık. Bu kitap beni sanki büyüledi ama içinde hiç öyle sihir de yok büyü de veya esrarengiz, ulaşılmaz dağlar, dereler de. Hatta kanlı canlı, etten kemikten, basit çok basit insanlar var içinde ama gel gör ki kendini tutkuyla okutuyor yine de. Bazı kitapları okuduktan sonra okuduğumuzla yetiniriz, bazı kitapların ardındansa o dünyaya ışınlanma, karakterlerle tanışma, hikâyenin içinde kısa süreliğine de olsa dolaşma isteği olur, bu kitapta bunu fazlasıyla istedim. Güzel bir hayal olarak bu da diğer hayallerin yanındaki yerini alacak. • Bölümlerin kitaptaki sıralanışı: Bela » Maksim Maksimiç» Taman » Prenses Meri » Kaderci • Benim ikinci kez okumadaki kronolojik okuma sıram: Taman » Prenses Meri » Kaderci » Bela » Maksim Maksimiç İki okuma biçimi de kendince güzel ama yazarın sıralamasına sadık kalmayı tavsiye ederim elbette.
Edebiyat
Zamanımızın KahramanıMihail Yuryeviç Lermontov · Yordam Yayınları · 20225,5bin okunma
Her şey çok önceden yazılmış mı?
10/10
·220 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 23:32
En son ne zaman bir kitaba âşık olduğumu hatırlamıyorum. Bu kadar seveceğimi bilseydim, bir çırpıda bitirmez, zamana yayar, günlerce okurdum. Ama bir kitaptan, dibini sıyırırcasına daha fazla zevk nasıl alınır, keşke bildiğim bir yolu olsaydı. İnsanları kendine, adeta sayfaların arasından okuyucusunun boynuna bir kement atmışçasına bağlayan şöylesine kitaplar azdır. Böyle bir kitapla bu kadar geç tanıştığıma üzgün fakat hiç değilse tanışmadan bu dünyadan geçmediğime memnunum. Bu kitabın bana ulaşması için demek ki 187 yıl geçmesi gerekiyormuş. Bu kitaba rastlayışımın ardında ne bilinçli bir merak vardı ne de bir tavsiyenin peşinden gitmiştim. Sadece bir sabah uyandığımda kitabın kapağı ve yazarın adı gözümün önüne gelip durunca, okumaya dair güçlü bir istek doğdu. Sanki kitap bana seslenmiş de ben de bu sesi duymuşum gibi. Belki de bazı eserler, insanın hayatına ancak kendi vakti geldiğinde giriyor ya da biz kendimizi hazır hissettiğimizde. Ben de bu kitaba iyi bir vakitte tesadüf etmişim; şimdi bakıyorum da ben kitaba ulaştım sanırken, meğerse o bana ulaşmış. *** Aşağı yukarı son yarım asırdır dünyada yeni bir insan tipi belirginleşti: Aylak adam. Hayattan tat almak ister alamaz, eğlenmek ister canı sıkılır, maceraya atılmak ister kılını kıpırdatası gelmez, etrafındaki şeyler onu sıkar, aynılıktan usanır, aynı yerden, aynı insanlardan, aynı işlerden bunalır, hiçbir şey can sıkıntısını gideremez, bulunduğu hiçbir yere kök salamaz. Ne yapacağını kendi de pek bilemez. Ona da rüzgârın önüne katılmış bir kuru yaprak misali oradan oraya savrulmak düşer. Seyahat etmekten başka çaresi kalmaz. İşte biz tüm bu duyguları çoğu zaman yalnızca kendi çağımıza, bize ait sanırız; kaosla dolu şehir hayatından usanmış, kalabalıklar içinde silinmeye yüz tutmuş, her gün
Edebiyat
Zamanımızın Bir KahramanıMihail Yuryeviç Lermontov · İletişim Yayınevi · 20235,5bin okunma