Bütün bilimlerin kalbinde, kâinatın düzenli olduğu kanaati yatar. Bu derin kanaat olmadan bilimin olması mümkün değildir. Peki bu kanaat nereden geliyor? Biyokimya dalında Nobel ödüllü Melvin Calvin bunun kaynağı hakkında der ki: "Bu kanaatin kökenini anlamaya çalışırken, bu temel kavramın 2.000 veya 3.000 yıl kadar önce keşfedildiğinin farkına vardım. Batı dünyasına ilk kez İbranice olarak ilan edilen bu kavram şudur: Kâinat tek bir Tanrı tarafından yönetilmektedir. Kainat kendi kurallarına göre kendi alanlarında hüküm süren tanrıların heveslerinin ürünü değildir. Anlaşılan o ki modern bilimin tarihsel temelini oluşturan şey, bu tek tanrıcı görüştür." Burada bilimin içeriğinin ya da yönteminin dinden çıktığı söylenmiyor. Asıl anlatılmak istenen, bilimin çalışabilmesi için zorunlu olan “evren düzenlidir, yasalar her yerde aynıdır ve insan aklı bu düzeni kavrayabilir” şeklindeki ön kabulün kaynağıdır. Bu ön kabul bilimsel deneyle ispatlanmış bir sonuç değil, bilimin kendisini mümkün kılan felsefî bir zemindir. Zira bilim zaten düzenli tekrarları varsayarak deney yapar. Tarihsel olarak bu zemin, tabiatı kaprisli tanrıların oyunu değil, tek bir rasyonel ilkeye bağlı, yasalarla işleyen bir bütün olarak gören tektanrıcı dünya görüşüyle güç kazanmıştır. Şimdi bu görüşü biraz irdeleyelim. Eğer birden fazla ilah olsaydı, evrende çatışma,düzensizlik,kaos,irade çarpışması görülmesi gerekirdi. Çünkü her irade kendi kurallarını tatbik etmek isteyecek, bu da doğa yasalarında istikrarsızlığa yol açacaktı. Bir gün yerçekiminin işlevsiz hale geldiği , ertesi gün başka bir tabiat kanununun keyfine göre yok olduğu bir kaos ortamında, bilimsel bir yasadan ya da bir deneyin sürekliliğinden bahsetmek imkansız hale gelirdi. ​ Çoktanrıcılığın aksine
Felsefe
16.yy'da protestan reformcu jean calvin cenevre'de mücevherleri anlamsız ve gereksiz bir gösteriş olduğu için yasaklar. günah der. isviçre'deki kuyumcular bir anda işsiz kalır. lakin krizi fırsata çevirerek yeteneklerini saatçiliğe yönlendirirler. saatler zamanı ölçtüğü için mücevherler gibi gösteriş aracı olarak görünmezler, yasaktan muaf olurlar. adamlar oradan bir yürürler, dünyanın en büyük saat ekonomisi olurlar. jean calvin'inde mezarında kemiklerini sızlatırlar; bazı isviçre saatleri hem mücevherlerden değerlidir hem de rüşvet piyasasında çok çabuk el değiştirdiği için günahların saati olurlar.
Reklam
2017 nasıldı :
Calvin Harris - my way Pharrell Williams - happy Stromae - Papaoutai Mark Robson - uptown funk Avicii - wake me up John Newman - love me again Imagine Dragons - believer Gims - bella Stromae - formidable ...
Müzik
Bir Max Weber Konferansında Konuşulanlar
Weber, her iki ders başlığında da geçen ve modern zamanlara uyarladığı üçüncü bir dinsel kökene sahip kavramı kullanarak—Almanca Beruf, yani bu ciltte “çağrı”, “meslek” ya da “iş” olarak farklı biçimlerde çevrilen sözcük—hem ideallere duyulan ihtiyacı hem de dünyaya dair ampirik temelli bir değerlendirmeyi, yani içsel bir tutku ile gerçekliğin açık sözlü bir anlatımını birleştirir. Böylece Weber, çağrıyı verebilecek tanrıların ortadan çekildiği, sessizliğe gömüldüğü ya da modernitenin rasyonel yapıları içinde boğulduğu bir dönemde, “gerçek bir çağrı”ya dair paradoksal kavramı ifade edebilmek için, on yılı aşkın bir süre önce Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı eserinde ortaya koyduğu ve yaşamının son on yılında dünya dinleri üzerine yürüttüğü kapsamlı çalışmaların bir parçası olarak sürekli geri döndüğü Kalvinizm analizinden yararlanır. Weber için meslek/çağrı iki anlama sahiptir: biri geleneksel dinî anlamdır, yani Tanrı’dan gelen bir çağrı; diğeri ise profesyonel anlamdır, yani kişinin işi veya mesleği. “Çağrı”, hem bireysel bir uzmanlaşma biçimini hem de toplumsal bir kategori ya da örgütlenme biçimini ifade eder. Weber’in, on altıncı yüzyıl Fransız teologu John Calvin okumasında, kişinin çağrısını yerine getirmesi; hem bireysel bir inanca göre hareket etmesi (gerçekten belirli bir şey yapmak ve hizmet etmek üzere çağrılmış olduğuna inanması) hem de toplumsal dünyanın birey-ötesi, uzmanlaşmış ve rasyonel bir örgütlenmesine uyum sağlaması anlamına gelir. Bu özgül Batılı “meslek” anlayışı, anlam sorununa olası bir çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Anlam sorunu ya da anlamın yokluğu, büyük ve kaçınılmaz bir sekülerleşme sürecinin ya da dinî inanç ve pratiklerin genel bir zayıflamasının sonucu değildir. Weber, Calvin’in Hristiyan Dininin Temelleri (Institutes of
Felsefe
Dinlemek Üzerine Bir Not
Söz sahibinin site üzerinde kaydı bulunmadığı için, merak edenler adına kısa bir bilgilendirme ve alıntıya eşlik eden küçük bir anekdot: “İyi bir dinleyici olmak, çoğu zaman fark edilmeyen bir beceridir.” 👌👊 — Calvin Coolidge (Kimdir? ↓) 1923–1929 arasında ABD başkanlığı yapan Coolidge, sessizliğiyle ün kazanmış bir liderdi. Devletin ekonomiye müdahalesini sınırlamayı savundu; vergi indirimleri ve bütçe disiplinine öncelik verdi. Onun döneminde ABD ekonomisi büyüdü. Ancak bu büyümenin eşitsizlikleri artırdığı ve 1929 Buhranı’nın zeminini hazırlayan bazı dinamikleri güçlendirdiği yönünde eleştiriler de vardır. Coolidge, destekçileri için “istikrarın temsilcisi”, eleştirmenleri için ise “pasifliğin sembolü” olarak görülür. Coolidge hakkında en bilinen anekdotlardan biri şöyledir: Bir davette yanına oturan bir kadın, “Sizinle konuşmanızı sağlayacağıma dair iddiaya girdim” der. Coolidge kısa bir süre susar ve yalnızca şunu söyler: “Kaybettiniz.”
Edebiyat
Tarihte En Etkili 100 Kişi 1. Hz. Muhammed (S.A.V) 2. Hz. İsa 3. Napolyon 4. William Shakespeare 5. Abraham Lincoln 6. George Washington 7. Adolf Hitler 8. Aristoteles 9. Büyük İskender 10. Thomas Jefferson 11. İngiltere Kralı VIII. Henry 12. Charles Darwin 13. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth 14. Karl Marx 15. Julius Caesar 16. Kraliçe Victoria 17. Martin Luther 18. Joseph Stalin 19. Albert Einstein 20. Kristof Kolomb 21. Isaac Newton 22. Şarlman (Charlemagne) 23. Theodore Roosevelt 24. Wolfgang Amadeus Mozart 25. Platon 26. Fransa Kralı XIV. Louis 27. Ludwig van Beethoven 28. Ulysses S. Grant
Alıntı
Reklam
Reklam