Serhat

@lirik_kalem·
·
sabitlendi
Can verirken çekilen şiddetli acı insanda bir sarhoşluk hali meydana getirir. Buna Arapça'da ''Sekerat'ül mevt'' denir. (Ölüm sarhoşluğu) İnsan bu merhalede sağlıklı düşünemez, doğru muhakeme yapamaz. Bildiklerini unutur. Acıya giriftar olan bedenin her bir hücresi aklı zaafa uğratır. İşte bunu fırsat bilen şeytan-ı lain ölmek üzere olan kişiye zuhur eder (Görünür) ve imanını çalmak için muhtelif yöntemler dener. Örneğin, daha evvel vefat eden çok sevdiğiniz, itibar ettiğiniz bir yakınınızın kılığında gelir ve "Şayet Hristiyan olursan seni bu elem verici ızdıraptan kurtarırım. Ben de selameti Hristiyan olmakta buldum" der. Şuan sükûn halinde ; aklınız ve şuurunuz yerinde iken ''Ben asla kabul etmem'' diye düşünüyorsunuz fakat o esnada akıldan ziyade kâlp devrededir. En büyük alimler, evliyalar, salih zatlar hep bu son nefesten korkmuşlardır. Nasıl korkmasınlar ki! İnsanın, hayatındaki en zayıf, en aciz olduğu sekera'tül mevt safhası, mü'minin ebediyyen Cehennem'de kalıp kalmayacağının tayin edilmesi (belirlenmesi) bakımından onun en mühim imtihanıdır. İmanı zayıf, taklidî iman sahipleri bu "Son nefes" denilen sekera'tül mevtte ki en mühim imtihanı kazanamazlar. Ekseriya mağlûp olurlar. Lain şeytanın irtidat (Dinden dönme) teklifini kabul eder ve kâfir olarak ölürler. Cehennemde ebedi kalmaya mahkum olurlar. (Cehennemden yalnızca iman sahipleri çıkacaktır.) İmanımızı taklidî îmandan tahkikî imana tekamül ettirmeyiz. Bu ise ilim ve takva ile mümkündür. Tahkikî iman kalbe sirayet etmiştir. Sekeratül mevt'te şeytanın vesvesesi, kalpte muhkem (Sağlam) olan imana kifâyet edemez (Yetişemez, galip gelemez). İmanınızın kuvvetini bilmek istiyorsanız farzlara, bilhassa namaza ne derece ehemmiyet verdiğinize ve haramlardan ne kadar sakındığınıza bakınız. Namaz hususunda ki
Din
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Özgür İrade bir yanılsama mı?
Baruch Spinoza, Etika adlı eserinde evreni mekanik ve zorunlu bir bütün olarak ele alır. Ona göre insan eylemleri çevresel, biyolojik ve kozmik tesirlerin bir neticesidir. Spinoza bu durumu şu meşhur taş örneğiyle ifade eder: ​"Harici bir nedenin etkisiyle fırlatılan bir taş, hareket halindeyken bilinç kazansaydı, tamamen kendi iradesiyle uçtuğunu sanırdı. İşte insanın özgürlük illüzyonu da bundan ibarettir." ​Spinoza'ya göre tüm girdiler noksansız bilinirse, insanın gelecekteki tüm fiilleri ve tercihleri kesin olarak öngörülebilir. Tüm girdiler yani İnsanın genetik yapısı, yetiştirildiği aile, aldığı eğitim, yaşadığı toplum, anlık duygu durumu ve maruz kaldığı harici uyarıcılar dâhil tüm parametreler tam olarak hesaplanabilirse, o insanın yapacağı seçimler bir matematik problemi gibi çözülebilir. Dolayısıyla, ona göre hür irade bir yanılsamadır. ​Immanuel Kant, Pratik Aklın Eleştirisi eserinde Spinoza’nın determinizmine ilk büyük felsefi hududu çizer. Kant, insanı iki farklı boyutta tetkik eder. Şöyleki: ​Fenomen Alemi: İnsan, fiziksel ve psikolojik olarak tabiat kanunlarına tabidir. Bu boyutta determinizm geçerlidir ve davranışlar öngörülebilir. ​Ancak Kant, insanın bu boyuttan ibaret olmadığını savunur. İnsan, aynı zamanda Numen Alemi’nin, yani duyu dışı, aşkın ve saf akılsal boyutun bir parçasıdır. Numen alemi, zaman ve mekânın kalıplarına tabi değildir. Zaman ve mekânın olmadığı yerde ise determinizm, yani zincirleme sebep-sonuç ilişkisi barınamaz. Çünkü bir sebebin bir sonucu doğurması için zamansal bir ardışıklık gerekir. ​İşte hürriyet bu numen alanında doğar. Kant buna "aşkın hürriyet" der. İnsan, saf aklıyla numen aleminden fenomen alemine müdahale edebilir. Akıl, harici hiçbir fiziki, biyolojik veya kozmik sebebe dayanmaksızın, kendi kendine ve tamamen bağımsız
Felsefe
Lucretius Carus şöyle diyor "Ex nihilo nihil fit." yani "Hiçlikten hiçbir şey meydana gelmez" Bu prensip, felsefe tarihinde kozmolojik ve bilhassa yaratmanın mahiyetine ilişkin teolojik münakaşalarda ele alınmıştır. Teistik düşüncede ise bu prensibe mukabil olarak, evrenin Tanrı tarafından "hiçlikten" yani "mutlak bir yokluktan" yaratıldığı (creatio ex nihilo) savunulur. Biz de bu zümredeniz elhamdülillah :) Daha evvel bir vesile ile bahsettiğim ODTÜ'lü Fizik profesörü hezeyanlarına bir yenisini ilave etmiş. Güya kuantum fiziği onlara yokluktan bir şeylerin meydana gelebileceğini göstermişmiş. Dayıcım sen mutlak yokluğu idrak edebiliyor musun? "Hiçlikten hiçbir şey çıkmaz" ilkesi, mutlak yokluğun herhangi bir zaman, mekan, enerji, alan veya fiziksel yasa içermediği varsayımına dayanır. Hal böyleyken, kuantum fiziğinde gözlemlenen vakum dalgalanmalarını veya atom altı süreçleri "hiçlikten yaratılış" olarak nitelendirmek nasıl bir akıl tutulmasıdır. Zira burada söz konusu olan şey mutlak yokluk değil, belirli fiziksel niteliklere sahip bir varlık alanıdır. Vesselam...
Felsefe
Öğretmenler, velileri talim ve terbiyeden mahrum bir nesle eğitim veriyor. Öğretmenin vermeye çalıştığı terbiyenin evde bir misali olmadan ve hatta evdeki ahlakın okuldaki ile tearuz oluşturduğu bir devirde ideal nesil nasıl yetişebilir?
Hayata Dair