Bugün katıldığım kitap etkinliğinde Fransız yazar Laetitia Colombani tarafından yazılan Saç Örgüsü kitabı üzerine düşünce ürettik. Bugün sadece bir kitap konuşmadık; aynı zamanda farklı bakış açılarını dinledik, düşündük ve birbirimize dokunan hikayeler kurduk.
Bugünün en özel taraflarından biri de, kitabın karakterleri üzerinden ve kendi ağızlarından mektup yazmamızdı. Yani aslında sadece bir metin üretmedik; empati kurduk, bir başkasının gözünden konuşmayı denedik. Bu bile başlı başına çok kıymetliydi.
Saç Örgüsü üzerinden düşününce, üç farklı kadının hikayesi bize şunu gösteriyor: İnsan her zaman kaderini seçmez ama yaptığı seçimlerle kendi yolunu belirler.
Bu noktada en güçlü karakter olarak Smita benim için çok net bir şekilde öne çıkıyor. Çünkü o, kast sisteminin en alt tabakasında, neredeyse köle düzenine yakın bir yaşamın içinde, hiçbir maddi karşılık almadan sadece hayatta kalmak için çalışıyor. Buna rağmen sisteme boyun eğmeyip bir çıkış yolu araması, gerçekten güçlü bir başkaldırı.
Ama diğer yandan şunu da görmek gerekiyor: Zor hayat sadece en görünür olan hayat değildir. Sarah için de durum farklıdır. Onun hikayesinde mücadelenin görünmeyen bir tarafı var. Sarah’ın o noktaya gelmek için neler yaşadığını, hangi bedelleri ödediğini kitap bize tam olarak söylemiyor. Ama bildiğimiz bir şey var: O, erkek egemen iş dünyasında Cam Tavan Sendromu’nu aşarak bir yere gelmiş ve orada kalmak için de mücadele etmeye devam eden bir kadın. Üstelik bunu ciddi bir hastalıkla birlikte yürütüyor. Bu da onun hikayesini görünmez ama çok ağır bir mücadeleye dönüştürüyor.
Bugün ayrıca kendi yazdığım mektupta İtalya’daki Giulia’nın babasının ağzından konuşmaya çalıştım. O mektupta aslında hem bir özür hem de bir güven vardı.
Şöyle yazmıştım:
“Merhaba sevgili kızım Giulia,