Zühtü

19. yüzyılla birlikte şarkiyatçılığın/oryantalizmin görünümü değişir. Napolyon tarafından Mısır'ın istilası, Batı'nın Doğu'yla yeni bir ilişkisini doğurur. Bu her şeyden önce bir hegemonya ve hile ilişkisidir. 1797'de Mısır ve Suriye'ye Seyahat adlı eseri yayımlanan Volney'yi (Volne) yanında götüren Napolyon, 2 Temmuz 1798'de İskenderiye halkına yaptığı bir duyuruda, Bizler gerçek Müslümanlarız demekten çekinmez ve hangisi olursa olsun her dine horgörüyle bakmış olmasına rağmen İslâm için savaştığını ispatlamaya gayret eder. 19. yüzyılda Doğu ile Batı'nın bu ilk müşahhas siyasî ve askeri karşılaşması olan seferden hem Mısır'da "modernite"yi Batılılaşmayla karıştıran bir Müslüman "ıslah hareketi", hem de Avrupa'da (bilhassa Fransa'da) Batı'nın üstünlük kompleksiyle mezcolmuş sapkın bir romantik yaban merakı (egzotizm) doğacaktır. Victor Hugo, 1829'da yayımlanan Doğulular kitabının önsözünde mutluluktan havalara uçar: Doğu araştırmaları hiç bu kadar ileriye götürülmedi. Kral 14. Louis (Lui) zamanında Eski Yunan kültür ve medeniyetiyle ilgileniyorduk, şimdi ise Şark kültür ve medeniyetiyle... Hiçbir zaman bunca beyin hep birlikte Asya'nın bu büyük uçurumu üzerine böylesine eğilmedi. Kendisinin bütün bu lafları etmesi, yine de Hugo'yu baştan sona uydurma ve sahte bir Doğu hayal etmekten alıkoyamamıştır.
Sayfa 245·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Batı bütün insanlığa ait olanı kendi malıymış gibi görüp müsadere ettiği için, bütün diğer insanları kendi tarihi, kendi hedefleri ve kendi değerlerine göre konumlandırabileceğine ve yargılayabileceğine inanmıştır. Nitekim İtalyan yazar Arioste'nin Öfkeden Kudurmuş Roland'ında, Tasse'n (Tas) Kurtarılmış Kudüs'ünde, Marlowe'un (Marlov) Timurlenkinde veya Şekspir'in Otello'sunda Doğu'nun Batılı tarzda giyinmesi, Molière'in (Molyer) Kibarlık Budalası'nda doğru Türkçe cümleler araması veya Racine'in (Rasin) Corneillele (Korney) Beyazıt'ının Önsözünde Trajedimde Türk âdetleri ve vecizeleri hakkında bildiklerimizi en iyi şekilde vermeye özen gösterdim diye polemiğe girmesi 16. ve 17. yüzyıllarda pek de önemli değildi. Önemli olan, Batı medeniyetinin evrensel (bütün dünya insanlığı için geçerli) olanı ifade etmede tek yetkili olarak kendisini görmesiydi. Buna karşılık 18. yüzyıla gelindiğinde ise, rejime muhalefet edenler, o rejimden hareketle (zihinlerinde) karşıtını, yani Doğu'yu yaratarak, onu izafileştirmeye çalışırlar. Aslında onlar açısından Doğu'nun kendine özgü bir varoluşu asla söz konusu değildir, o sadece kendisinden hareketle değerlendirmeler yapılabilecek ve Kral 15. Louis'nin (Lui) yönetimini tenkit etmeye yarayacak bir negatiftir. Montesquieu'nün İran Mektupları'nda Doğu, Fransa gerçeğinin öteki tarafı, tersine çevrilmiş görüntüsü, eleştirilecek yüzüdür. Doğu her zaman Batı'ya ve Fransız gerçeğine bağlıdır. İster Pierre Bayle'in (Piyer Bel) Tenkit Sözlüğü'ndeki gibi Hz. Muhammed'in doğru bir biyografisi verilerek, kendisinde Fransa'daki dini baskının tam tersi bir hoşgörünün bulunduğu savunulsun, isterse onda Voltaire'in (Volter) Muhammed'inde olduğu gibi siyasi despotluğun hizmetindeki dini bir sahtekarlık Örneğinin görüldüğü ileri sürülsün, İslâm (ve daha
Sayfa 244·Kitabı okudu
Ekseriya misyonerlerin, imparatorluk hesaplarının, sömürgeci veya siyasî emellerin emrine âmâde olan bu oryantalizm/şarkiyatçılık, Batılılar açısından, kendilerinin önyargılarına, hegemonyacı iddialarına ve nihayet Üçüncü Dünya ülkeleri üzerindeki hâkimiyetlerine "ilmî" bir gerekçe sağlamada, büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. Her şeyden önce de bunu, başkasına belli bir şekilde bakma yolunu açarak yapmıştır. İnancı ve kültürünü kendi içinde nasıl yaşadığını bizzat ondan görüp öğrenmeye çalışarak değil de, onu kendi kıstaslarımızdan hareketle dışardan yargılayarak... Sanki Batı medeniyeti tarafından takip edilen yol, mümkün olabilen yegâne, örnek alınması gereken biricik, evrensel bir yol ve yöntemmiş gibi... Bu uzmanlar zaten, büyük çoğunlukla, sevme nedir bilmeksizin bilirler.
Sayfa 243·Kitabı okudu
Haçlı Seferlerinin tam bir başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, onların yerini oryantalizmin öncüleri olan misyonerler alır. Kuzey Afrika ve Ortadoğu'yu gezip dolaşan ve buralarda İslâm kültürünün farkına varan Katolanyalı keşiş Ramon Lulle'ün (Ramon Lül, 1234-1316) teklifivle Viyana Konsilinde, 1312'de, Paris, Oxford, Bolonya, Avinyon ve Salamanca'da bir dizi Arap dili kürsüleri açılmasına karar verilir. Ve böylece oryantalizm doğar. Çıkar gözetmeyen bir ilmi araştırma değildi bu, asıl maksat, misyonerlerin Hıristiyanlaştırma faaliyetine zemin hazırlamaktı. Kilise kurumunun hizmetindeki oryantalizm, siyasetin, sömürgeciliğin veya Batı hegemonyasının istek ve ihtiyaçlarına uygun bir Doğu imal etmenin bu karanlık rolünü artık sık sık oynayacaktır.
Sayfa 242·Kitabı okudu
Medeniyetler diyaloğuna en büyük engel, Batı'nın bin seneden daha fazla bir zamandır İslâm'a yönelttiği "bakış"tır. İki yeni eser, çok farklı bakış açıları taşımakla beraber, bizim bu "bakış"ı tarif etmemize ve şimdiki "bakışımız" üzerinde hâlâ ne kadar etkili olduğunu göstermemize imkân veriyor. Haçlı Seferleri, geniş halk kesimlerine İslam'ın tiksinti verici bir görüntüsünü sunma ihtiyacını doğurmuştur, şeklinde bir not düşer Maxime Rodinson (Maksim Rodenson).
Sayfa 241·Kitabı okudu