Halil Mutran, karanlık dört yüzyılın ötesine geçip büyük İslâmî gelenek ile güncel dünya arasında bağ kurmayı dener. Böylece de edebiyatın problemleri ve hayat konusunda derin bir tefekküre sevkeder. Derken bu tefekkür, Halil Mutran' ve hareketini bütün tezatların tam ortasına getirip bırakır. Apollo grubu, Batı şiiri, öncelikle de İngiliz şiiri karşısında büyük bir açılım gerçekleştirir. Thomas S. Eliot (Tamis S. Eliyıt), özellikle Dünya, Bu Çöl/Waste Lande şiiriyle, 1921-1922'de, onlara büyük bir şiiri ve parçalanma yolundaki bir dünyayı ifşa eder:
Bir kırık putlar yığınıdır ki güneşte kavrulur...
Sana korkuyu göstereceğim bir avuç tozda...
Ve durmadan dönen kalabalıklar...
İyi de, talancı bir Batı'nın kültürünü nasıl kabul etmeli? Onun yayılma tarzından, o yayılma tarzının temelini oluşturan kültürü ayırmak mümkün müdür ve de doğru mudur?
İki Batı mı vardır. Biri, kendisiyle savaşmak zorunda olduğumuz emperyalist Batı, diğeri sevmeye çalıştığımız insancıl Batı?
İyi de, bu Batı'nın kültürü, onun iktisadi ve siyasî talanlarının ya aklanması, ya da bahanesi ise?
T. S. Eliot veya gerçeküstücüler gibi bu medeniyetin düşüşünü açığa vuran Batılı kimselerle bile olsa, yeni bir hayatın peşindeki bir Doğu'nun bu şairleri için nasıl bir karşılaşma mümkündür? Umut nerede? Umutsuzluk ve başkaldırıyla bu karşılaşmada mı? Yoksa sevgili, ama kefenli bir geleneğin dirilişinde mi?