Gülecekti ama kapının önündeki Murathan'ı ve kucağındaki Yusuf Ali'yi gördüğünde hızla beni kendine daha çok çekerek gerilemişti. "Evimize gidelim, hadi."
"Lan, Tönge," dedi Murathan. "Gelsene içeri, çay içelim."
Çocuklar olduğu için nezih bir şekilde reddetti. "Eyvallah, kardeşim. Ben, sen kotamı doldurdum, bir iki gün görüşmeyelim."
Keyifle güldü Murathan. "Güneş kızı öpmeden bırakmam."
"Ben de ben de!" diyen Yusuf Ali, Timur'un sinir olması için yeterliydi ama ona asıl ihaneti, kucağından inmek için çırpınan kızı yaşattı. "Öpüp geleyim, babam," diyerek kıvranıyordu Güneş.
Timur bırakmak istemedi ama nafileydi. Güneş bir şekilde kollarından sıyrılmış ve minik topuklarının üzerinde sekerek onlara ilerlemişti. Timur'un can sıkkınlığını görmemek imkânsızdı. Yıllar geçiyordu ve inatla bu olaya karşı huysuzluğunu dile getirmekten çekinmiyordu. Ona göre Murathan ve Gökçen'den el almaları büyük bir hataydı. Giderayak Güneş'i yakalar gibi oldu ama başaramadı.
Gözleri kendiliğinden büzülüyor, yavaşça kapanıyordu göz kapakları.
Uyuyacakmış gibi bir görüntüsü vardı ama uykusuzdu.
Nedenini bir türlü anlayamadığı, yüreğini oylum oylum kemiren melun bir can sıkıntısı yakasına yapışmış, bütün benliğini örseliyordu.
“Aşkın güzel olması gerekmez. Sizi en hassas yanınızla yüzleşmeye mecbur bıraktığı için kontrolsüz, can yakan bir mücadele olması gerekir. Böylece vakti geldiğinde yaşadıklarınızdan keyif alıp tadını çıkarabilir ve kıymetini anlayabilirsiniz. Aksi takdirde her şey sıradanlaşır.”
12 Eylüľden beș hafta sonra, takvimler 19 Ekim 1980'i gösterdiğinde, Türkiye'nin yeni muktediri Kenan Evren, can yoldaşı ABD'ye verdiği sözü tutacak, Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına dönüşünü onaylayacaktı.
Yıllar sonra, ABD Başkanı Carter anılarında "Asıl zorlandığım konu, Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına yeniden dönüșünű sağlamak oldu. Türkiyede 12 Eylül olmasa bu başarılamazdı" diyecekti.