körsem, senden gayrısına yoksam, bozuksam, can benim, düş benim ellere nesi? Hasretinden Prangalar Eskittim
Edebiyat
Türk Edebiyatının Sevda Dizeleri-2
Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefa var Aldanma ki sâ'ir sözü elbette yalandır Fuzûli Hüsnün senin ey dilber nâdide kamer mi Hûri misin ey âfet-i can yoksa beşer mi. Urfalı Şair Abdi Sesin işler gibi bir sûh kanat gamlarıma Seni dinlerken ölür kalbim uçan kuşlara eş Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş Sarışınlık getirir gözlerin aksamlarima. Cenab Şahabettin / Senin İçin Ben ol hayrân-ı aşkım ki yitirdim akl u idrâki Ne alemden haberdârâm ne kendimden hayâlim var Taşlıcalı Yahyâ Bey
Şiir
Reklam
Bazen insan, dertlerin uğramadığı bir yere gitmek ister; ne anlatacak bir yükü, ne taşıyacak bir kederi olsun. Öyle bir yer olsun ki; ne kalp kırılsın ne de gözler dolsun. İnsan bazen sadece huzurlu bir köşe arar, mutluluk değil. Bir gün herkesin sustuğu, sıkıntıların konuşmadığı bir yere gitmek istiyorum. Bazen kaçmak istediğimiz yerlerden değil, taşıdığımız yüklerden yoruluruz. Öyle bir yere gitmek isterim ki; ne özlemek can yaksın ne de hatırlamak. Dertlerin uğramadığı bir yer yok belki ama insan yine de aramaktan vazgeçmiyor. Bazı günler tek isteğim, hiçbir kederin uğramadığı bir sabaha uyanmak."
Bozdoğan su kemeri. (Valens kemeri) İstanbul büyük şehir belediye binası başlangıç (1953) açılış (1960) fotoğraf'ın arkasında görülen yapı bitmemiş. Çekim'yılı mühtemelen (1957) olabilir. / Haşim iş can geçiti, Atatürk bulvarı caadesi, Fatih İlçesi, Tahih'i yarım ada İstanbul.
Geçmişe bir şiir. /:
İçimdeki Çocukluğa Gömüldün Aşk dediğin nedir ki? Bir ince ip, bir de sen. İp beni boğar da, Gelip bir kessen. Nasıl gülebilirim, Ruhum yavaş yavaş ölürken? Nasıl bu kadar uzak olabilirim, Seni deli gibi severken? Neyse, çay demledim. Bilirsin, alkol beni bozar. Kalbimin titremesini dinlediğinden beri Başladı bende unutkanlıklar. Seni severken geceye çöktü Senli düşünceler, umutlar. "Ben seni seviyorum" diyemedim hiçbir zaman, Bu yüzden sevdam var diye dolaşamadım. Sensiz kaldı sokaklar, Sessiz kaldı adımlar. Anlat deme; ben seni Rabbime anlattım. Gözyaşımı secdeye damlattım. İyi hoş, güzel sevdim seni ben. Seni severken bile
Şiir
Kalbin Titreyişi: Mü’min Olmanın Sırrı ve Enfâl’in Aynası ​İnsan, yeryüzünde bir mana arayıcısıdır. Dünyanın gürültüsü, günlük telaşların sisi ve nefsin bitmek bilmeyen fısıltıları arasında ruh, hep sığınacak güvenli bir liman, kalbi mutmain kılacak bir hakikat arar. İşte bu arayışın en saf, en dikişsiz ve en yalın cevabı, asırlar öncesinden gelip bugünün ve yarının insanına rehberlik eden ilahi kelamda gizlidir: "Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir." (Enfâl Sûresi, 2) ​Bu ayet-i kerime, sadece bir inanç tanımı yapmaz; kalbin röntgenini çeker, imanın samimiyet testini önümüze koyar. ​Kalbin Ürperişi: Korkudan Muhabbete Açılan Kapı ​Buradaki "ürperiş", sıradan bir korkunun ya da ürkmenin çok ötesindedir. Bu, haşyettir. Haşyet; içinde sonsuz bir saygıyı, derin bir hayranlığı ve en önemlisi de sonsuz bir aşkı barındıran titreyiştir. Bir kulun, kâinatın yegâne sahibinin, sevmeye ve sevilmeye en layık olan Yâ Vedûd’un adını duyduğunda, O’nun azameti ve cemali karşısında kendi acziyetini hissetmesidir. ​Nasıl ki rüzgâr değdiğinde bir yaprak hafifçe titrer, nasıl ki deniz dalgalandığında sahili ince bir sızıyla döver; mü'minin kalbi de Allah’ın adı anıldığında öyle bir ihtizaza, öyle bir harekete geçer. Bu titreyiş, pas tutmaya yüz tutmuş kalplerin cilalanması, dünyalık tozların ruhun üzerinden savrulup gitmesidir. ​İman, durağan bir kabul değildir; o, her an canlı tutulması gereken bir aşktır. ​Ürperiş, kalbin hayatta olduğunun kanıtıdır; duyarsızlaşmamış, katılaşmamış, merhametini kaybetmemiş bir yüreğin can çekişi değil, aşkla can buluşudur. ​Yeryüzünde İz Bırakanların İmanı ​Bu ayetin çizdiği mü'min portresi, hayattan kopuk, kabuğuna çekilmiş bir insanı anlatmaz. Aksine, Allah’ın adı anıldığında kalbi ürperen bir insan, o
1000Kitap
Reklam
Reklam