İsteklerimin giderek daha da azaldığını ve zayıfladığını, duygularıma bir tür donukluğun yerleştiğini görüyordum; belki de en iyisi şöyle ifade edecek olursam, bir tür ruhsal iktidarsızlık ve yaşamda tutku ile yer alabilme yetersizliği hissettiğimi söyleyebilirim.
O dönemde bazı yarı farkındalık anlarında bilincine tam varmadan içimde özlemini çektiğim şey arzulardan ziyade, arzulama arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha tutkulu, daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekme ihtiyacıydı.
Tam üstüne basmıştım; içinde kötülük olmadığı için onu çok seviyordum. Kötülüğe alışmadığı için ona karşı aşk duymuyordum. Oysa, kötülük benim hiç hoşuma gitmez. Ama, ancak içinde biraz sirke varsa yemek güzel olur.
Bu duruma göre sana kavuşmama daha dört koca ay var, bu gemi sahipleri daha çok kazansın diye en az iki kilo eriyip yataklara düşeceğiz demektir ve asıl sana hasret gitmem! Sana geminin son fotoğrafını gönderiyorum. Pervanenin önündeki son lomboz benim kamaram ama görünmüyor.