Bu harika yorumunuza katılmamak mümkün değil. Teşekkür ederim.
Tarihin kanlı ve şanlı tarihi aslında insan eliyle inşa edilen bir tarih anlayışından başka bir şey değildir. Zira tarih, sosyoloji ya da coğrafya kendi başına bir iş, eyleyiş etmezler. Bunlar doğa yasaları değil insanın eliyle yapılan ve yazılan kurgusal ve son derece ideolojik oluşumlardır. Bunlar yazıldıktan sonra da “insan doğası gereği” gibisinden yaptıklarımızı meşrulaştırıcı şeylere girişiriz. Marx bu tarih anlayışını, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’inde şöyle tarif eder:
“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, doğrudan veri olan ve geçmişten kalan koşullar içinde yaparlar. Bütün ölmüş kuşakların geleneği, büyük bir ağırlıkla, yaşayanların beyinleri üzerine çöker. Ve, onlar kendilerini ve şeyleri, bir başka biçime dönüştürmekle, tamamıyla yepyeni bir şey yaratmakla uğraşır göründüklerinde bile, özellikle bu devrimci bunalım çağlarında, korku ile geçmişteki ruhları kafalarında canlandırırlar, tarihin yeni sahnesinde o saygıdeğer eğreti kılıkla ve başkasından alınma ağızla ortaya çıkmak üzere, onların adlarını, sloganlarını, kılıklarını alırlar.”