Bu soylu Kralın adı Cengiz Han'dı,
Zamanında ünü tüm dünyaya yayılmıştı.
Hiçbir yerde, hiçbir bölgede
Onun kadar her şeye hâkim bir lider yoktu.
Bir kralın sahip olması gereken her şeye sahipti.
Doğduğu mezhebe,
Kanunlara ve yeminine bağlı kaldı.
Gözü pek, akıllı ve zengindi,
Merhametli ve adildi, her zaman sevilirdi;
Yatıştırıcıydı sözleri merhametli ve onurlu,
Her zaman güvenilir ve cesaretli;
Genç, dinç ve güçlü,
Adil ve bahtı açık bir insandı,
...ve krallığın mirasını hep korurdu. Hiçbir yerde onun gibi bir adam daha bulunmazdı. Bu soylu kral, Tatar Cengiz Han'dı.
Ne var ki, bu acımasız dünyada iyilik cezalandırılıyor! Uzun ömrümün bana öğrettiği gerçeklerden biri de bu. Kötülüğü yenmek, iyiliği yenmekten daha zor. Bu yüzden iyiler savunmasız oluyorlar, her türlü zararı görebiliyorlar.
"Benimle ne ilgisi var?" diyerek sabırsızlıkla lafımı kesti. "Güneş'in etrafında döndüğümüzü söylüyorsun. Eğer Ay'ın etrafında dönseydik üzerinde çalıştığım şeye ya da bana bir penilik farkı bile olmayacaktı."
Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvanî duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabanî ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabiî ayaklarına batacak. İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir.