Defterimden
Kelimelerin Yankısı
Bazı geceler, zihninde bir kelimenin yankılandığını hissedersin. Tek bir kelime. Ne eksik ne fazla. Önce önemsiz gibi gelir, ama gitgide derinleşir. Sanki zihnine çakılmış bir çivi gibi orada durur, varlığını hissettirir. O kelimeyi görmezden gelmeye çalışırsın, ama her yerde onun izlerini bulursun.
Sonra bir an gelir, elin kaleme gider. Ne yazacağını bilmeden başlarsın. Önce bir satır düşer kâğıda, sonra bir diğeri. Kelimeler birbirini çağırır, zihnindeki yankı bir melodiye dönüşür. Gözlerin harflerin arasında kaybolurken fark edersin ki aslında yazmıyorsun—hatırlıyorsun.
Şiir yazmak, unutulmuş hisleri gün ışığına çıkarmaktır. Bir sokakta gördüğün yabancının bakışını, çocukken ezberlediğin bir melodiyi, içini titreten ama nedenini bilmediğin bir rüzgârı… Hepsi birer gölge gibi peşinde dolaşır. Ve sen yazdıkça, o gölgeler şekillenir, bir anlam kazanır.
Kimi zaman kelimeler elinden kayar, dizeler birbirine uymaz. Şiirin ritmi bozulur, anlamı bulanıklaşır. Ama sonra fark edersin ki şiir, zaten kusursuz olmak zorunda değildir. O, insan gibi olmalıdır; kırık, tamamlanmamış, bazen yarım kalmış…
Ve bir gün, yazdıklarına dönüp baktığında, kendini biraz daha tanıdığını fark edersin. Çünkü her şiir, yazanın ruhundan bir parça taşır. Bir iz bırakır. Ve belki de asıl mesele, o izleri takip ederek kendini bulmaktır.