Hiç bir şeyin; bir kuşun, bir ağacın, en basit bir taşın ve özellikle de bir insanın tamamıyla bilinmesi mümkün değildir.. Bizim algılayabildiğimiz, deneyimlediğimiz ve hakkında kafa yorduğumuz her şey gerçeğin yalnızca üst tabakasıdır, buz dağının ucu bile değildir..
Haz egosunun elinden gelen sadece arzulamak, hazzı takip etmek olduğundan, gerçeklik egosunun faydalı olanı istemek ve kendini zararlı olandan korumak dışında başka görevi yoktur. Gerçeklik ilkesi; kontrolü haz ilkesinden devralarak gerçekte sadece onu korur, onu görevinden almaz. Sadece daha sonrasında daha emin bir hazzı, yeni bir yaklaşımla elde etmek için belirsiz sonuçları olan anlık hazdan vazgeçilir. Yine de bu geçişin endo psişik etkisi o kadar güçlü olmuştur ki bu özel olarak dini bir efsaneye yansıtılmıştır. Dünyevi hazlardan feragat edilmesinin (ister gönüllü olarak ister zorla) yaşamdan sonra ödüllendirileceğine dair var olan öğreti, bu psişik dönüşümün mitolojik olarak basit bir şekilde yansımasıdır. Bu ilkeyle mantıklı bir çıkarımda bulunarak dinler, gelecekte var olma vaadiyle bu hayattaki hazdan kesin olarak vazgeçmeyi sağlayabilmişlerdir; böyle yaparak haz ilkesini başa geçirmemişlerdir.. Bilim bu hakimiyeti başarmaya en çok yaklaşan olmuştur, ancak bilimsel çalışma da entellektüel haz sağlamış ve sonunda uygulanabilir kazanç sözü vermiştir..
Egonun sevgi sandığı, saniyeler içinde nefrete dönüşebilen bir sahiplenme ve saplantılı bağımlılıktır.. Geleceğe verdiği aşırı önemin uzantısı olarak, bir olayla bir beklenti, olay olup bittikten sonra veya beklentinin karşılanamaması halinde, kolaylıkla zıt bir duyguya, yani hayal kırıklığına ve yüzüstü bırakılmış olma duygusuna dönüşür..