Birkaç aydır Ahmet Cemil gibi hayal kırıklarımın altında kalmanın ezici hissinden sıyrılmak için duvara boş boş bakmak dışında bir şeyler yapma isteğiyle aldım bu kitabı elime. Lisedeyken almıştım başlamıştım ama yarım bırakmıştım. Bu sefer bırakmadım. Kitabın yorucu üslubuna rağmen bırakamadım. Çünkü bir şeyler değişmiş bir şeyleri anlamaya başlamışım. Şimdi dedim her şey sarpa sardı sevdiğine tutunacak Ahmet Cemil. Ama hayır. Gerçek hayatta böyle olmaz, bir kere düşmeye başladı mı dibi gelmez. Hayaller konusunda şüpheye düştüm. Ben de aklı bir karış havadaydım Cemil gibi. Ne kadar yukarıdaysan o kadar büyük bir düşüş ve sonra kalkmaya gücü olsa bile hevesi kalmaz insanın. Sertçe düşmedikçe demek pek kolay değil ama şöyle olmalı: insanın karnını doyurmak ,başını bir yere sokmak vd yalnızlığını silecek bir iki insan dışında pek de bir hayali olmamalı. Nihilist değilim asla. Azla yetinen mutlu olur felsefesine de girmek istemem. Azla yetinmek meziyet değil, hiçbir şeyi az görmemek bir meziyet. İşte şan, şöhret, elmaslar, konaklar hepsi bomboş seylermiş. İnsan huzuru aramalı, bir işe yaramalı ve eline yüzüne bulaştırmadan yaşamayı, çekip gidebilmeli..