"Bir kente gece girmek, gece çıkmak bir kentten... Bir çocuk, düşünde duyumsadı belki, birilerinin geçip gittiğini. Uykusuz yaşlı bir kadın, bir perdeyi araladı usulca, kapattı hemen. Sonra anneler uyandı. Çiçekler sulandı. Sofralar kuruldu. Sabah kahvaltısı sofraları... Babalar işe gitmişti çoktan. Pencereler açıldı, sabah doldu odalara. Hiçbir iz yoktu, kente gece girip gece çıkmış olanlardan...
Acının bağıran sesiyle, gece akan ırmaklar, sadece çağıltılarıyla anımsanan..
Aşkın uğultulu ırmakları, çocukluğun, çılgınlığın, hülyaların... Irmaklar, kalbimin üstünden akan... 'Manastıra gece girdik, gece çıktık Manastırdan.' "
Ataol Behramoğlu
...türlü kırık ümitler, acılar, üzüntüler, matem hayalleri, bütün hayatın o ağlayan hediyeleri acı -bir mezarlıktaki ruhların meclisi gibi- feryatlarıyla, gözyaşlarıyla sürüne sürüne buluşurlar. Bir bağırıp çağırma ve yas topluluğu! Yalnız küçük bir dakika: o vakit gözler kapanır, güya şu alem mahşerinin üzerine düşmüş bulutlarla yükselmiş bir gökyüzü... Artık ağlamak zamanı gelmiştir.
Bazen birden, hiç beklenmeyen bir zamanda zihne çarpıvermiş hakikatler vardır ki senelerden beri damla damla, muhtelif zamanlarda döküle döküle birikmiş emarelerin küçük küçük, başlı başlarına manasız belirtilerin birdenbire doğuveren neticesidir.