Her gün yanından geçip ne düşündüğünü merak bile etmediğimiz onlarca insandan birinin bihaber de olsak iç dünyasının ve yaşadığı dramatik olayların konu edinildiği bir kitap.
En umulmaz insanın bile kendi iç dünyasında ne denli derinliği olabileceğini zorunlu bir baskıyla kabul ettirmekten çok onu anlamaya yönelik yumuşak ve acıklı bir hayat öyküsü.
"Denizler gibi derindim gözlerine sığ göründüm"yazarın dizesinin romana evrilmiş hali.
Belki de arka sahnesinde her ne kadar sıradan da olsak anlaşılmaya çalışılmasak da duygularımızın hikayemizin bizi ne denli özel yaptığını anlatmayı amaçlıyordur.
Yeraltından Notları okuduysaniz ve beğendiyseniz benzer bir çok yanını bulabilirsiniz.Ordaki gibi bu kitapta da herkesin anlayamadığı ancak ince bir düşünüşle kavrayabileceğiniz ve kavradığınızda size haz veren bir çok psikolojik ve toplumsal tespitle karşılaşabilirsiniz.
İyi okumalar..
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü; akıl çağıydı,budalalık çağıydı;inanç çağıydı,inançsızlık çagıydı; ışık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi,umut baharıydı,üzüntü kışıydı;önümüzde her şey vardı,önümüzde hiçbir şey yoktu;hepimiz dosdoğru cennete gidecektik,hepimiz dosdoğru öbür yana gidecektik... Kısacası,devir şimdikine öylesine benziyordu ki,en gürültücü yetkililerden kimisi onun iyi ya da kötü olma derecesinin ancak"en iyi" ya da "en kötü"olarak kabul edilebileceğinde ayak dirediler.
Bu kentin geçtiğim mezarlıklarından birinde,iç dünyaları bakımından,orada yatanların bana,benim de onlara göründüğünden daha sırrına erilmez bir ölü var mı?