Özlem Neşe Beydili

Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi
Semerkant’ta beni en çok etkileyen şey, Amin Maalouf’un tarihsel olarak birebir örtüşmeyen hayatları aynı zihinsel sahnede buluşturma cesaretiydi. Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah… Tarihte yolları bu kadar net kesişmemiş olsa da, Maalouf onları aynı çağın üç farklı ihtimali gibi yan yana koyuyor: düşünce, iktidar ve mutlak inanç. Bu kitap bana şunu hissettirdi: Aynı dönemde yaşayan insanlar, aynı sorulara bambaşka cevaplar verdiklerinde tarih dediğimiz şey ortaya çıkıyor. Ve bazen bu cevaplar, yüzyıllar boyunca sürecek yaraların başlangıcı oluyor. Semerkant’ı okurken bir “olanı” değil, olabilirdi duygusunu izliyorsun. Romanın gücü de tam burada: Tarihi anlatmıyor, tarihle düşünüyor. Konusu: 11. yüzyıl İran’ında, Selçuklu düzeni, Batınîlik hareketi ve bireysel düşüncenin çatıştığı bir zemin. Ömer Hayyam’ın rubaileri etrafında şekillenen hikâye; Nizamülmülk’ün devlet aklıyla, Hasan Sabbah’ın örgütlü inancı arasında sıkışmış bir çağın ruhunu anlatır. Tarihsel gerçeklerden beslenir ama onları edebi bir kadrajda yeniden kurar.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 200174,8bin okunma
Puan vermedi
Yüzüncü Ad’ı okurken hissettiğim şey, bir maceradan çok uzun bir tedirginlikti. Bir şeylerin çok önemli olduğuna inanıldığı ama kimsenin tam olarak neye tutunduğunu bilmediği o hâl… Bu kitap bana, bilmekle inanmak arasındaki farkın ne kadar tehlikeli olabileceğini düşündürmüştü. İnsanlar bir cevap aradıklarında, bazen cevabın kendisinden çok ona yükledikleri anlamla hareket ediyorlar. Yıllar sonra ayrıntıları değil, şu duygu kaldı bende: Belirsizlik, insanı gerçeğe değil; çoğu zaman umuda yaklaştırıyor. Ve hâlâ şu soru aklımda: Bir şey seni ayakta tutuyorsa, onun ne olduğu gerçekten önemli mi? KONUSU: 17. yüzyılda, “Canavar’ın Yılı” olarak anılan bir dönemde geçen roman; dünyanın sonuna dair kehanetler, kutsal metinler ve bir antika tüccarının uzun yolculuğu üzerinden ilerler. Yüzüncü Ad’ın peşindeki bu arayış, zamanla inanç, umut ve aldanma kavramlarını sorgulayan bir hikâyeye dönüşür.
Yüzüncü AdAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20188,2bin okunma
Puan vermedi
Mülksüzler’i okurken kendimi sürekli iki düşünce arasında gidip gelirken buldum. Bir yere hak veriyorum, sonra hemen arkasından içim itiraz ediyor. Kitap bana “işte doğrusu bu” demedi hiç; tam tersine, doğru sandığım şeylerin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Özgürlük dediğimiz şeyin bedelini, eşitliğin nasıl ağırlaşabildiğini hissettim. Okudukça rahatsız oldum ama bu rahatsızlık kötü değildi. Daha çok şunu düşündürdü: Ben hangi düzende yaşamak isterdim sanıyorum ve hangisine gerçekten dayanabilirim? Kitabı bitirdiğimde cevaplardan çok sorular kalmıştı. Ve galiba Mülksüzler’in asıl etkisi de tam olarak bu. Konusu: İki gezegen, iki düzen, iki farklı “doğru”. Le Guin, bir bilimkurgu hikâyesi kurar ama asıl meselesi siyasettir, ahlaktır, özgürlüktür. Kahraman bir dünyadan diğerine geçerken okur da sistemler arasında gidip gelir. Hiçbiri tam anlamıyla iyi ya da kötü değildir. Roman ilerledikçe tek bir soru ağırlaşır: Bir düzen insanı özgürleştirirken başka bir şeyi elinden alıyorsa, buna özgürlük denir mi? — Ursula K. Le Guin
1000Kitap
MülksüzlerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 202215,6bin okunma