ibn rüşd bu eserinde varlıklar üzerine tefekkür etmenin ve bu tefekkürden de sonuçlar çıkarmanın, allah tarafından insanlara farz kılındığını iddia ediyor ve bu iddiasını da haşr, 59/2; a’râf, 7/176. âyetleriyle delillendiriyor. haşr, 59/2’de geçen “fea'tebiru/itibar” kelimesine “kıyas ve istidlal” anlamı yükleyerek bu sonuca ulaşmıştır. gerçekten de âyetin son cümlesinde allah, basiret sahiplerine seslenmiştir. basiret ise olayları akla uygun bir şekilde değerlendirip bu değerlendirmeye göre hareket edebilme yeteneğidir. bu sebeple “fea’tebiru” kelimesini gelenek hâline getirilmiş şekliyle “ibret alın” şeklinde değil, “aklınızı kullanıp da düşünün” biçiminde anlamak daha doğru diye düşünüyorum ve ibn rüşd’ün söz konusu âyeti harika bir şekilde tefsir ettiğine inanıyorum. kaldı ki a’râf, 7/176 âyeti de bu tefsiri destekler niteliktedir. zirâ allah, ilgili âyette doğrudan “yetefekkurune” diye seslenmiştir ki bu da düpedüz “düşünün, aklınızı kullanın” anlamlarına gelmektedir.
ibn rüşd’ün düşünmekle, akıl kullanmakla ilgili bir yığın âyeti örnek göstermesi boşuna değil. islâm’ın ilk dönemlerinden son dönemlerine kadar katıksız bir cehaletin tüm zihinlerde hegemonya kurma tehlikesi sürekli var olmuş, hattâ uzunca bir dönem bu, tehlikeden de öte bir hâl almıştır. mesela aklı sonuna kadar dışlamayı kendisine misyon edinmiş birçok ekol, düşünce islâm coğrafyasını güdümüne almıştır. örneğin hadisçilerden bir grup akla o kadar düşmanlık beslemiştir ki âyetlerin ve hadislerin sadece zahirî/görünen anlamlarına bakmak gerektiğini, bu âyetlerin ve hadislerin ne demek istediğini anlamaya çalışmamak gerektiğini iddia etmişler ve böylece allah’ın gerçekten elinin, baldırının, yüzünün olduğu sonucuna vararak apaçık bir şekilde allah’ı cisimleştirmişlerdir. hâlbuki âyetlerde ifade