“beni dinle, tüm gençler gibi intihar üzerine çok kafa yordum. hangimiz otuzlu yaşlara yaklaşırken iki üç kez kendini öldürmeye kalkışmamıştır ki? bulduğum en iyi çözüm varlığımızı zevke dalarak yok etmek. kendini ve tutkunu derin bir yıkımın içine göm, birlikte ölürsünüz. aşırılık, sevgili dostum, tüm ölümlerin kraliçesidir. ölümcül beyin kanamaları onun sonucu değil mi? beyin kanaması hedefini şaşmayan bir mermidir. tüm zevkleri tattığımız içki âlemlerinin minik dozlarda verilmiş afyondan farkı var mı? sefahat bizi aşırı içmeye zorlamıyor mu? clarance dükünün tatlı şarap fıçıları seine'in balçığından daha güzel değil mi? başımız soylu bir şekilde masanın üzerine yığıldığında, geçici bir zehirlenme yaşamıyor muyuz? devriye bizi topladığında, nezarethanenin soğuk yataklarında morgun tadını çıkarmıyor muyuz? ah! bu uzun intihar süreci, iflâs etmiş bir bakkalın ölümüne benzemez. alacaklılarını yumuşatmak için suya atlayan tüccarlar nehri kirletmediler mi? yerinde olsam, zarif bir ölümü seçerdim. hayatla böyle cebelleşerek yeni bir ölüm tarzı yaratmak istiyorsan arkandayım. canım çok sıkkın, hayal kırıklığına uğradım. evleneceğim alsace'lının sol ayağında altı parmağı varmış, altı parmağı olan biriyle yaşayamam! duyulursa gülünç duruma düşerim. on sekiz bin frank geliri var, serveti azaldıkça parmağı artıyor. lanet olsun! öfkeli bir yaşam sürerken belki de tesadüfen mutluluğu buluruz!”