Yalnızlığı seviyorum. Hem de kaçtığım için değil, seçtiğim için.
Yalnızken kendim için yaşıyormuş gibi hissediyorum. Zaman bana ait, düşüncelerim bana ait. Kimseye yetişme derdi yok, kimseye yetme çabası yok. İçimde bir genişlik var; sanki nefesim ilk kez gerçekten bana dönüyor. Özgürlük böyle bir şey olmalı.
İlişkideyken ise içimde garip bir sıkışma oluyor. Sanki bir derse girmişim gibi… Sürekli bir sınav hâli, sürekli doğru yapma baskısı. Sevilmek için, anlaşılmak için, korunmak için bile çaba göstermek zorunda olmak beni yoruyor. Boğuluyorum. Halbuki hayat, başkasının müfredatına uymak zorunda olduğum bir sınıf olmamalı.
Şuna inanıyorum: Asıl hakikat, derse girmeden öğrenebilmek. Kendi kendine fark edebilmek. Yaşayarak, susarak, yalnız kalarak anlayabilmek. Ben o dersi aldım. Belki zorlandım, belki kırıldım ama öğrendim. Aynı sıraya tekrar oturmama gerek yok.
Yalnızlık bana eksiklik gibi gelmiyor. Aksine, beni tamamlıyor. Kendimle temas kurduğum, iç sesimi duyabildiğim tek alan burası. İnsanlardan kopmak değil bu; kendime yaklaşmak. Başkalarına kapanmak değil; içimi açmak.
Şu an yalnız olmak istiyorum. Çünkü böyleyken daha dürüst, daha sakin, daha gerçek hissediyorum. Bu bir yemin değil, bir isyan da değil. Sadece şu anki hakikatim. Ve buna sadık kalmak, kendime duyduğum saygının bir parçası.
Belki bir gün başka bir hâle evrilirim. Ama bugün, burada, bu sessizlikte iyiyim.
Yalnızım ve bu bana iyi geliyor.