Nilay Aydemir

Nilay Aydemir
@catgoesmeow
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2022 82. kitabı
Kitaba ilk başladığımda baskı hatası olduğunu düşündüm. Bir süre anlayamadım, yazılanları birbiriyle bağdaştıramadım. Bir yerde insanın kafasına dank ediyor işte, o zaman anlamaya başladım. İlk kez Ayfer Tunç'un kaleminden bir şeyler okudum. Ah ben ne kadar geç kalmışım böyle güzelliklere... Hayran kaldım. Yazım tarzı, o içtenlik, hikaye hepsi bana hitap eden şekildeydi. Böyle sıradan bir şeyin yazıya dökülebileceğini ve okumanın nasıl bu denli zevkli olabileceğini düşündüm bazı yerlerde. Karakterlerimiz Derya ve Ekmel'in günlüklerinden oluşuyor kitap. Karşılıklı sayfalarda aynı gün yazılmış iki kişinin hayatından kesitler görüyoruz. Bir aşka ve bir insan bir insanı en fazla ne kadar sevebilir buna şahit oluyoruz. Gerçi şahit olmak da denemez. Derya'nın anlattıkları ile yola çıkıyoruz biz. Bu kitapla işim henüz bitmemiş gibi hissediyorum. Sanki tadı damağımda kaldı ve tekrar okumak istiyorum. Önerimdir, mutlaka okuyun.
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2022 79. kitabı
" Ruhunun tekâmülünü arzulamayan ahmaktır." Ölüme yakın bir insan var kitapta. Hasta değil, hayır. Oldukça pişman ve bu pişmanlıkları yıllarca onu diğer insanlardan ve kendisinden nefret ettirmiş. Onun hikayesini okurken içim doldu. Kitabı bitirdiğimde ise taşmak üzereydim. K'nin söyleyemedikleri, suskunluğu, içine attıklarıydı taşanlar. Neden bilemiyorum çok fazla içselleştirdim. Kendimi buldum, ondandır. Gönül, çok güzel bir kitap. Okudukça okuyası geliyor insanın ve çok çabuk bitiyor, sayfalar eriyiverdi. Başkarakerin kadınlar konusundaki düşünceleri beni biraz rahatsız hissettirdi, kadınları küçümsüyormuş gibi bir izlenim edindim. Hatta acaba yazar mı bu görüşlerin sahibi derken, aslında gerçekten o karaktere özgü olduğunu anladım. Çok az sayıda karakterin etrafında şekillenmiş hikaye ve her karaktere ayrı bir anlam yüklenmiş, çok hoşuma gitti. Okunması keyif veren bir yapıt. İyi okumalar dilerim.
GönülNatsume Soseki · Maya Kitap · 20182,346 okunma
8/10
·160 syf.··
2022 74. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2022 00:32
Belki de dönem romanları yazmak en çok İhsan Oktay Anar'ın kalemine yakışıyor. İlimdışı unsurlar, bu kitapta tarihin içine doğal bir şekilde yerleştirilmiş. Ayrıca insanı yavaş yavaş derinlere çeken bir akışa sahip. İlk sayfalarda fazlaca yer alan denizcilik/gemicilik terimleri beni kitabın devamı konusunda bir miktar şüpheye düşürmüştü. Fakat ilerlemeye devam ettikçe terimler azaldı ve belki de daha önce duymadığım diğer kelimelere alışmaya başladım. 1900'lü yılların başında geçmekte hikayemiz. Tahtelbahir gemisinde yaşanan birkaç tuhaf saati konu alıyor. Başlarda bunun sıradan bir denizcilik romanı olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak sayfaları çevirdikçe artan gerilim okumaya devam etmenizi sağlıyor. Neticeyi size merak ettiriyor. Bir gerilim filmini aklımla izlemiş gibiyim. İhsan Oktay Anar'ın kalemine iyi diyecek haddi bulamıyorum kendimde. Yine de belirtmem gerekiyor ki anlatım ve hissettirdikleri muhteşem. Puslu Kıtalar Atlası ile tanımıştım kendisini. T1AMAT, onun biraz altında kalıyor gibi aslında. Ama okunur mu? Elbette! Bazı sayfalar mors alfabesi nedeniyle anlamsız harflerle dolu. Bunun hakkında ne düşüneceğimden pek emin değilim. Olmasa da olurmuş sanki. Akışı kesmediği için(okuyormuş gibi yapıp geçiliyor, çünkü başka çaresi yok) sorun olmayabilir ama o sayfaların varlığını sorgulyorsunuz bir yerde. Bir de aklımda bazı soru işaretleri var. Bunlar hayal gücümüze mi bırakıldı, bilemiyorum. Olayın başlangıcının daha net olmasını isterdim. O zaman açılsın mı Pandora'nın Sanduka'sı? Hayır. Bu kitaba bir şans verin. İyi okumalar.
Tiamatİhsan Oktay Anar · Everest Yayınları · 20225,5bin okunma
9/10
·238 syf.··
2021 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2021 13:57
"Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikayet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kainattan 7079 yıl, İsa Mesih'ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı." Böyle başlıyor Puslu Kıtalar Atlası. Elbette bu cümleyi ilk okuduğumda biraz endişelenmiştim. Bu kitabı okuyabilir miyim ya da anlayabilir miyim, diye. Benim gibi sizin de gözünüzün korkmaması adına söylüyorum: Çok güzel okunuyor. Oldukça akıcı ve insanı içine çeken bir anlatımı var. Son günlerde acaba Osmanlı Dönemi'nde güncel bir roman yazılsa nasıl olurdu, diye çok düşünmeye başlamıştım. Onun üzerine bu kitabı okumak tam anlamıyla bu konuya dair bütün merakımı giderdi. Puslu Kıtalar Atlası, bahsettiğim dönemlerde geçiyor ve içinde bulundurduğu macera unsurları insanı bir miktar heyecanlandırıyor. Farklı tebaalardan insanların hayatlarına dokunarak, Bünyamin ile sonu belirsiz, gizemlerle dolu bir maceraya atılıyoruz. Bünyamin'in ne zaman başı sıkışsa babasından kalan kitabı onu bi pusula gibi yönlendiriyor. Sanırım kararsız kişiliğimden dolayı kitabı okuduğum süre boyunca öyle bir atlasa sahip olma düşüncesi aklımdan hiç çıkmadı. En çok önerilen yazarlardan ve kitaplardan birini tanımış olmak beni oldukça mutlu etti. Tavsiyemdir, hayatınızda bir kez bile olsa böyle bir yolculuğa çıkmalısınız, en azından bu kitabı okuyarak. "Üzerindeki cübbe nasıl ki yünden meydana geliyorsa, müzik de aynı şekilde sessizlikten meydana gelir. İşte, içinde yaşadığın dünya da, bu şekilde hiçlikten yaratıldı. Ama hiçliğin öteki adı olan boşluğun bir parçası artmıştı. Bu parça ikiye bölündü ve birisi, boş bir levha olarak sana verildi. Senin gördüğün karanlık işte bu levhadır. Boş olduğu için onda elbetteki ışık yok, böylece sen
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2021 6. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mart 2021 23:06
Merhamet zulmün merhemi olamaz! Kitabı bir bardak soğuk su gibi bitirip ardından derince bir nefes aldım. Sanki tüm kitap boyunca başkalarının acılarına ve hüzünlerine şahit olarak nefesimi tutmuş gibiydim. Öyle derin bir nefes ki, ardından ufak da bir utanç duyuluyor. Dünyanın bildiğimiz ya da bilmediğimiz yerlerinde hiç tanımadığımız insanların yaşadığı hayatları duymak, öğrenmek şu an bulunduğum rahat konumdan utandırıyor beni. "Ben bir insandım." Sonradan edindiğimiz her şeyden münezzeh bizler birer insandık, inançlarımız, dillerimiz, milletlerimiz ile birbirimizi ayırdık. Bir şeyleri üstün tuttuk, bazılarını aşağıladık... Zulmettik, zulmedildik. Ama sadece insandık. Huzursuzluk kitabı, aslında görmezden geldiğimiz, şu ya da bu sebeple ötelediğimiz insanların tıpkı bizler gibi acı duyabilecek, onurlarını koruyabilecek, en önemlisi yaşamak isteyecek insanlar olduğunu yüzümüze vuruyor. Zülfü Livaneli'nin kitaplarıyla karmaşık bir ilişkim var. Ya çok seviyorum ya da bana hitap etmediğini düşünüyorum. Bu kitap ise beni derinden etkileyen güzel bir yer edindi kendisine. Okuyun, mutlaka okuyun. Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz'ın ve kelamın çocuklarının hikayesi. (Arka kapak yazısından.) "Katil olduktan sonra ha haç takmışsın boynuna, ha hilal, ne farkı var birbirinden." (syf. 127)
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,7bin okunma