"Her sonbahar gelecek bahar, ölmez sağ kalırsam, şunu da, şunu da dikeceğim derdi. Baharda bana telefon ederdi: Yüz otuz dokuz tane kardelenim var, onları görmeye gel. Tam sayılarını daima biliyordu, sanki her birinin sapını ayrı ayrı tanıyordu, hangisi ne zaman baş göstermiş, hangisi küsmüş, hangisi neşeli. Sümbüller de çiçek açtı - yetmiş beş mavi, otuz beyaz ve yirmi sekiz tane pembe, onları görmeye gel. Şimdi gelemem, baba. Ama bu yıl kirazda iş yok. İnşallah ayva bol olacak.
Onun yaşadığı dünyadan gelen haberler bunlardı. Yaşamak istediği dünyadan."
Beni sen doğurdun, diye düşündü. Her hücremde DNA'nı taşıyorum ama diğer her açıdan yabancıyız. Onu evlat edinmiş, ona bakmış, artık ikisi de hayatta olmayan annesiyle babasını düşündü. Gerçek ebeveyni onlardı çünkü, gerçek aileyi DNA değil, sevgi belirlerdi. O bakımdan bu kadının Maura'yla hiçbir ilişkisi yoktu ve Maura, Amalthea'nın son anlarını izlerken içinde en ufak bir üzüntü kıpırtısı bile duymadı.
Kalp sonunda çırpınmayı bıraktı. Ekranda dümdüz çizgi belirdi.