Quare id faciam nescio sed fieri sentio et excrucior Neden böyle olduğunu bilmiyorum ama olduğunu hissediyor ve acı çekiyorum. (Catullus)
Elhamdülillah.. Olan, Olmayan Ve Olacak Olan Herşeye... Sana sığınmak en güzeli Allah'ım
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Biliyorum Rabbim, geceden sonra gündüz gelir. Sıkıntıdan sonra da ferahlık...
Hislerim
Ne kadar yalnız hissedersen hisset, Allah sana şah damarından daha yakındır.
Hislerim
O imkansızların da Rabb'i, sen ise mümkün olan için endişeleniyorsun.
Aşka geldim yine, kusura bakmayın. Fakat yemin ederim ki tek neşe kaynağım bu kadın ve kitapları (+ Latince-Yunanca çeviri yapmak). İnanılmaz biri ve adının geçtiği her proje de tıpkı onun gibi inanılmaz. Kadının yazarlığı öyle sıradan bir edebi yetenek meselesi değil, daha ziyade belli bir tür klasik eğitimle yoğrulmuş, bilinçli bir retorik formasyon ürünü. Yazdıkları, yalnızca anlattıklarıyla değil anlatım biçimiyle de etkiliyor okuyanları çünkü Tartt, anlatının müzikalitesini bir yapı öğesi olarak kullanıyor. Her paragrafı bir periodos gibi, Latince cursus geleneğini çağrıştıracak kadar ölçülü, İngilizce post-Viktoryen içsel monolog kalıtına sadık kalacak kadar ise özgün kılıyor. Karakterleri işlerken izlediği yöntem dikkat çekici biçimde klasik. Neoplatonik ikiliklere, özellikle de görünüş ile öz, eidos ile skhēma arasındaki gerilime dayanıyor. Yani yalnızca karakter yaratmıyor, bir ethos inşa ediyor. Dolayısıyla anlatı, psikolojik bir portreden çok daha fazlası, neredeyse ahlâkî bir anatomi hâline geliyor. TSH’de tragedya olgusunu yeniden canlandırıyor ama bu, hubris ile nemesis arasındaki kaçınılmaz gerginliği yaşatan (üstelik bunu Batı edebiyatının en rafine anlatı geleneklerinden biriyle yapmakta), modern değil, antik anlamda bir tragedya. Yavaş ilerleyen temposu, yüzeyde vakur ve dingin görünmekte, ancak esasında yüksek yoğunluklu bir semantik baskı altında ki paragraflarında boşluk kalmasın. Açık söylemek gerekirse, çağdaş anlatı dünyasında neredeyse imkânsız hâle gelmiş bir titizlik örneği bu. Literatus geleneğinin modern bir temsilcisi. Yazdıklarını anlamak için bırakın edebiyi, felsefi, tarihsel ve teolojik düzlemde de okuma yapmış olmak gerekir çünkü her metni bilinçli olarak çok katmanlı ve mizahla örtülü. Son zamanlarda fark ettiğim bir diğer unsur
Edebiyat

Dilay

@mizukideirai
·
Analiz & İnceleme (Spoiler içermekte.)
Lafı hiç uzatmadan konuya geçelim. Güzellik ile ahlak arasındaki bağların kopması durumunda, insanın içine düşeceği uçurumun derinliği öngörülemez. Donna Tartt’ın "Gizli Tarih"i, bu kopuşun feci sonuçlarını gözler önüne seren, estetik ve etik değerler üzerine modern bir tragedya olarak şekillenir. Klasik dünyaya özlem duyan bir grup gencin, bu idealin yıkıcı cazibesine kapılışını izleriz. Öğretmenleri Julian Morrow’un öğretileriyle beslenen bu küçük topluluk, estetik saflık arayışında, insan doğasının en karanlık köşelerinde kaybolur. Lakin güzelliğin "ne" olduğunu sorgulamak, sıradan bir akıl için fazlasıyla karmaşık olabilir. Estetik, felsefi bir derinlik ile düşündüğümüzde, yalnızca yüzeysel bir kavram değildir, varoluşun en derin anlamını içerisinde barındırır. Estetik ve ahlak arasında bir çatışma mı söz konusudur? Yoksa ikisi de birbirine sıkı sıkıya bağlı mıdır? Bu sorulara vereceğimiz yanıt, insanın dünyadaki konumunu ve eylemlerinin doğasını da belirler. Tartt’ın karakterleri, bu soruların tam anlamıyla merkezinde durur. Richard dışarıdan gelen, estetik dünyaya henüz adım atan bir yabancı gibi görünse de, onun bakış açısı esasında sıradan bir akıldan çok daha fazlasını sunar. Richard’ın gözünden baktığımızda, güzelliğin yüceliği ve çekiciliği tartışmasızdır; fakat sahip olduğu pasif duruş, ahlaki zayıflığı da beraberinde getirir. Lakin değerlendirdiğimiz temalar içerisinde dikkatimizi vermeniz gereken kişi Richard değil, bizzat estetik ile ahlaki değerler arasında bir denge kurma çabası içerisinde olan Henry'dir. Henry, klasik dünyanın bir öğrencisi olmanın yanı sıra, yaşayan bir yansımasıdır. Platon’un idealar dünyasında güzelliğin ve erdemin mutlak olduğunu bilir, yine de erdemin tanımını yeniden yapmaya cesaret eder. Bu girişim, kendi ahlaki çöküşünün de
Edebiyat