Yaşamın orta basamağı her türden ve her türlü zevk için biçilmiş kaftanmış; huzur ve bolluk ,ortalama bir kaderin hizmetkarıymış ; ölçüyü kaçırmamak , ılımlılık, sesini çıkartmamak, sağlık , toplumda kabul görmek , makul tüm eğlencelerle arzulanabilecek her türlü haz , yaşamın orta basamağında kalmanın ödülleriymiş. İnsan bu şekilde ellerini ya da zihnini yormak zorunda kalmadan günlük tayını için kendisini köle gibi satmadan , başına ruhun ve bedenin huzurunu çalan allak bullak edici işler gelmeden , kıskançlık hırsıyla ya da büyük işler başarmak için gizliden gizliye içini yakan tutkuyla gözü dönmeden , dünyada kolayca , kendi halinde akıp giderek yaşamın zevklerini acısız tadarak ve mutlu olduğunu hissedip gündelik deneyimleri ile bunu daha akıllıca öğrenerek bu dünyada sessiz ve sakin yaşayıp rahatça da göçüp gider gidermiş.
Basit çocuk ruhunda derinden derine bir şeyler değişiyordu:
Hayata dair , hani içinde hepimizin bazen kederli, bazen neşeli köleler olduğumuz hayata dair, bazı gerçekleri kavramaya başladığını hissediyordu.
Farkındalığımız elverdiğince algıladığımız dış dünyayı hızla anlamlandırmamız zekanın marifetidir. Farkındalık, zeka ile birleştiği zaman büyük bir güç elde ederiz, o zaman donuk bir yapıya sahip olan zeka, parlayan bir ışığa dönüşür.