Bütün kötülükler, iyi niyetle yapılır. Bir şeylerin "feda/kurban" edilmesi gerektiği düşüncesi, feda etmedeki kötülüğü görebilmemizi engeller. Nazilerin Yahudileri katletmesi ve Yahudi toplumunun da İsrail'i kurup kendilerine yapılanları Filistinlilere yapma hakkını kendinde görmesi, çocukken "iyi evlat" olalım diye kendimizi anne-babamıza kurban etmemizle ve sonra da çocuğumuzu bize, vatana, ailemize, toplumumuza, büyük bir ideale sözde "kendi iyiliği için" kurban etmemizle aynı şekilde işliyor.
Dünya, vasat insanlar için düzenlenmiş, vasatın yukarısındaki kimseleri de kendi ortalama çizgisine çekmeye zorlayan biçimleri yerleşik hale getirmiş bir yer.
Diyelim ki bir sunum yapacaksınız. İnsanlar böyle durumlarda prova yaparlarken, sunumu olabilecek en güzel şekliyle gerçekleşirken hayal ediyorlar. Halbuki yapılması gereken, tam tersi. Sunuma hazırlanırken zihninizde kendinizi sunumu iyi değil, kötü yaparken canlandırırsanız, hatta olabilecek en kötü senaryoyu kurgularsanız, sunumu iyi yapma ihtimaliniz artıyor. Bunu şöyle düşünün: Kendi kendinize "En kötü ne olabilir ki?" derseniz, kötüden o kadar korkmazsanız, endişeleriniz hafifliyor ve "iyi" olmanın önündeki engeller kendiliğinden kalkıyor.
"Büyüğe saygı" klişesi adı altında ona kendisini aşağıda, yani "alt" hissettirdiğimiz ve "üst"üne itaat etmesini öğrettiğimiz çocuk, tabii ki hayvanlara eziyet edecek, sınavda hile, oyunda mızıkçılık yapacak, yalan söyleyecek ve sonra kendisini "üst" hissedeceği bir paye bulur bulmaz altını ezecektir.
Kitabın yazıldığı dönemi yazar oldukça karamsar şekilde anlatabilmiş. İşçi haklarının olmadığı dönemde en uygun ideolojinin komünizm olduğuna ikna olabilirsiniz.
Bununla birlikte kapitalizm ve tembellik hakkımızı kullanmadan geldiğimiz bu günler sayesinde, ileride tamamen tembel ve sıfır iş ile yaşayacağımız günlere yaklaştığımızı düşünüyorum.