sulanmış caddelere bakıyoruz: bugünün ikindisi
buğular içinde yüzüyor ağaçlar
sarı bir kedi yalanıyor uzun uzun
ayaklarını gererek
pespembe ayaklarının dibi
ve güneş ufak ufak damlıyor üstümüze
güneş ufak ufak damladıkça da
yeni yıkanmış bir taşlık görünüyor aralık bir kapıdan
boynunu uzatarak
yeni yıkanmış her taşlığın sonu: göze bakmak
biz güzü istemiyoruz, ama yaz dursun
bir gündüzü eğirelim, diyoruz, eğrilmiş bir gündüzün sonu
değil mi hayatın iplikleri, dokusu
ama yaz dursun, öyle bir dursun ki yaz
çiçekler ağaçlarda kalsın, uçurtmalar göklerde
haziran temmuz ağustos
birbirine sokulsun
ne olur bu böyle olsun
geçmesin, geçmesin onlarsız bir yaz
açsın sıcak kollarını özlemlerine
beklesin dursun.
özlem ki bir başkasının özlemine tutkunluksa
bir yerde hep aynı şeyi özlüyoruz
ayaklarımız karıncalanıyor büsbütün
büyük ayaklarımız, küçük ayaklarımız, ayaklığını yitirmiş ayaklarımız
kanıyla ölçüüyor besbelli, kendi kanıyla
kör karanlıkta, bir ayak büyüklüğünde kan
iki ayak büyüklüğünde, üç ayak büyüklüğünde, ayak dizileri halinde
ıslak betonların üstünden denize dökülüyor