10/10
·224 syf.··
2024 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2024 00:00
Kitabının sayfalarından birinde sevgili Nezihe Meriç henüz yeryüzünde olmayan ama geçmişe meraklı okuma delisi genç bir okuru düşler. Bu belki liseli bir kızdır. Çekingen, gözlerini kısarak insanın yüzüne dalgın dalgın bakan yahut kumral saçlarını parmaklarıyla arkaya doğru taramaktan kendini alamayan gözlüklü, incecik bir delikanlı; kim bilir belki yaşı daha büyük biri... O okur her kim ise, kendisi nasıl ki 1800’lü yıllarda yaşamış Montke’yi okurken onu arkadaşıymış gibi sevmiş, yaşadıklarını satır satır onunla yaşamışsa düşündeki okurun da bir gün yolu anılarına düştüğünde onu ve anılarını gözünde canlandırarak onunla birlikte o günleri yaşayıp –belki- kendisini sevebileceğini düşler. Kurduğu düşe sıkı sıkı tutunarak gelecekteki okurunu düşünmenin getirdiği yazma isteğiyle anılarını kaleme aldığını söyler. Sonraki sayfaların birinde yolumuz gelecekteki okuruyla yeniden kesişir ve Nezihe Meriç “çok yıllar sonra o liseli çocuk, ya da o gözlerini kısarak bakan ince yüzlü kız bu anıları okurken sesimi duyar gibi olurlar mı?” diye düşünmekten kendini alamaz. Kitabın kapağını kapattığımda Nezihe Meriç’e kocaman sarılıp “Düşlediğin her şeyi başardın Nez’im; hem de öyle az buz değil, en dolu dolusundan” diyesim geldi. Çünkü kendisi benim nazarımda bunu fazlasıyla başarabilen ve okur yolculuğumda ilk defa anı türünde bir eseri başka, çok başka sevmemi sağlayan yegâne kalem oldu diyebilirim. Onu bu denli bambaşka bir yere koyuşumdaki asıl sebep, anılarını kaleme alırken alabildiğine doğallığı ve kelimenin tam anlamıyla yanı başımdaymışçasına kahveme ortak olup kırk yılın hatrına sıcacık bir sohbeti paylaşıyormuşuz hissini vermesinden kaynaklanıyor. Kaleminden dökülen sözcükleri ona öylesine bir can üflüyor ki okumaktan ziyade anıları ondan dinliyormuşçasına hissedebilmenin
Çavlanın İçinde SessizceNezihe Meriç · Yapı Kredi Yayınları · 201946 okunma
Puan vermedi·328 syf.··
Beğendi
·
2024 74. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2024 00:00
Evet, bugün #çarşambaşiirgünü ! Daha önce #nortonkonferansları ‘nı okuduğum, 1990 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan, çağdaş edebiyatın en önemli isimlerinden Octavio Paz’ın “Yay ve Lir” isimli eseriyle selamlıyorum sizi. Hemen yazmakta fayda görüyorum bu bir şiir kitabı değil. “Şiirin ve şairin” başka bir deyişle “söyleyenin ve söyletenin” yüzyıllar içerisindeki yolculuğunu, önüne çıkan engelleri, hatalarını, kendini buluşunu ve kaybedişini gözler önüne seren bir #çavlan “Şiirin özünün ritim olduğunu söylemek onun bir ölçüler yumağından ibaret olduğunu söylemek anlamına gelmez,” diyen Paz, şiirde ölçü ve ritmin aynı şey olmadığı gibi pek çok teknik doneye değinir. Bunu da pek çok şiir ve şairden dem vurarak örnekler. Öznesi kimi zaman bir Antik Yunan şairidir kimi zaman bir Uzakdoğulu kimi zaman da çağdaşı. “Hafızanın görevi gerçeklikten kurtarılabilecek nitelikte olan her şeyi kurtarmaktır” demiş Octavio Paz. İşte bu kitapla şiirin, hatta daha da geniş bir ifadeyle edebiyatın “hafıza olma görevini” halen devam ettirip ettirmediğine siz karar verin. Cümlelerimi Octavio Paz’ın çok sevdiğim #gitmeklekalmakarasında isimli şiiri ile noktalıyorum. “Gitmekle kalmak arasında kıpırdamayan gün, katı bir saydamlık kalıbı. Hepsi görünüyor ve hiçbiri anlaşılamıyor, ufuk dokunulamayacak bir yakınlık. Masada kağıtlar, bir kitap, bir vazo: nesneler dinlenmekte adlarının gölgesinde. Damarlarımdaki kan giderek daha ağır yükseliyor ve yineliyor inatçı hecesini şakaklarımda. Işık kayıtsızca biçimini bozmakta donuk duvarın, tarihi olmayan bir zaman. Öğle sonrasının yayılışı; şimdiden bir körfez
Yay ve LirOctavio Paz · Ketebe Yayınları · 014 okunma
Reklam
Puan vermedi·224 syf.··
2021 78. kitabı
Detaylarından, ilk sayfalardan itibaren bunaldığım bir kitabı kenara bırakıp, daha önce keyif aldığım, Nezihe Meriç’in anılarını yazdığı ‘Çavlanın içinde sessizce’ kitabını okuyayım dedim. Çok da iyi etmişim. Yakın zamanda onunla yapılmış söyleşileri okumuştum. Bir yazarın değeri, çok okunması ile ilgili değildir hepimizin bildiği gibi. Nezihe Meriç’de çok okunmaz ve bunu zaman zaman kendi de sorgular. Oldukça titiz çalışarak, çok emek vererek çalıştığı için gönlü daha fazla kıymetinin bilinmesini istemektedir haklı olarak. Reklam, tanıtım peşinde koşmayı da tercih etmez hiçbir zaman ve maalesef belli bir kitleye seslenmekten öteye geçemez. Çavlan; çok akışlı, büyük çağlayan demekmiş. Öncelikle, kitabına verdiği isim çok hoş. Diğer kitaplarında da bu tür kelimeleri oldukça sık kullanmış. Alacaceren, Bozbulanık, Yandırma vb. Dile aşırı özenli oluşu en önemli özelliklerinden biri zaten. Büyük akışın içinde sessizce yol almış kendi deyimiyle. Coşkuyla, sevinçle kimi zaman acıyla, hüzünle. Anılarında, kırıldığı halde karşılık veremediği olaylardan sıkça olarak bahsetmiş. Yazarlardan, sadece yazanlardan. Dostlarından, çocuklardan, edebiyattan, yazmaktan, yaşanan olumlu olumsuz zamanlardan, umuttan, umutsuzluktan. İnsan okurken neşesine de kederine de ortak oluyor. Herkese tavsiyemdir Nezihe Meriç’i okumak.
Çavlanın İçinde SessizceNezihe Meriç · Yapı Kredi Yayınları · 201946 okunma
8/10
·464 syf.·
2020 17. kitabı
Kitabın çok karmaşık, anlaşılmaz, bitirmek için sabır gerektiren, defalarca yarıda bırakma hissi uyandıran vb. yorumlar ve tavsiyeler neticesinde okumaya başladım. Yüzüncü sayfalara geldiğimde kitaptaki karakterlerin ve olayların içinden çıkılamaz bir hale ne zaman geleceğini merak ederek okumaya devam ettim. Bu merakımı giderecek bir karmaşa ile karşılaşma fırsatı bulamadım. Karakterleri birbirlerinden ayıracak detayların fazlalığı ve zaman akışı içerisinde ufak ufak verilen hatırlatma ve ipuçları buna engel oldu. Tarihsel akış olarak muz işçilerinin katliamı ve yedi günah üzerine karakterlerin yoğurulması üzerine tespitler malum. Burada değinmek istediğim büyülü gerçekliğe kapılmaktan ya da yazarın büyükannesinden aldığı en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeyleri anlatıyormuşçasına kullandığı teknikten olacak kitap içerisinde tüm değer yargılarına aykırı hadiselere normalmiş gibi yaklaşmak zorunda kaldım. O kadar ki kitapta ensest, pedofili, bestialite gibi olaylar sanki öyle sıradan hadiseler gibi anlatılıyor. Müge Anlı"nın "Kocanın evi yok ki! Kocanın evi yok! Beni çıldırtmak mı istiyorsun sen? Senin kocanın evi yok!" serzenişi gibi kendi içimde "Bu olaylar normal değil. Beni çıldırtmak mı istiyorsun? Bu olaylar normal değil" diye serzenişte bulundum. Okuduğum şeyler romanın gerçekliği ile fantastik, mistik ögeler arasında harika bir şekilde yoğurulmuştu. Buendia ailesinin yüz küsür yıllık hikayesinde medeniyetimizin gelişim aşamalarını tekrar yaşadım. Son olarak Kırmızı Pazartesi'nde Yüzyıllık Yalnızlık'ta ve o kültüre biraz daha yakın diyebileceğim Breaking Bad dizisinde yine ikiz karakterlerin olması konusunda eğer tesadüf ötesinde bir durum varsa bilgilendiren arkadaşlar olursa sevinirim. Kitapta bazı bilinmeyen
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma
4/10
·380 syf.··
2020 18. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2020 17:15
Ülkenin tüm zirvesi bir aradadır. Herkezden habersiz bir cinayet işlenmiştir. İçerideki herkez Cinayet Büro Amiri Çavlan tarafından baş şüphelidir. Polisiye segemntinde bir roman. Ama buna Akp ve feto terör örgütünün kapışması olarak düşünün. Daha farklı bir konu olarak karşınıza çıkacak. Öyle bildiğiniz polisiyeden farklı yani. En önemlisi ben beğendim mi? Tabiki beğenmedim. Çünkü ucu açık ve cevaplanmayan bir çok soru kaldı. Gerçekten biraz farklı konusu. Gerçeğini yaşayıpta kurgusunu okuyunca çocuk mu kandırıyorsunuz siz diye soruyorsuunuz. Gerçi koyunun çok olduğu bir ülkede bunu söylememde saçma oldu.
1000Kitap
ListeTimur Soykan · Kırmızı Kedi Yayıncılık · 2016122 okunma