Leyla Erbil’ i kendine özgü bir dili ve anlatım tekniği olan, kapısı aralanmamış mevzulara korkusuzca dalabilen farklı bir yazar olarak görüyorum. Eskilerin “nevi şahsına münhasır” dediklerinden.
Yakın arkadaşı Tezer Özlü gibi toplumun ikonik değerleriyle bağdaşmayacak şekilde özgürce, cesurca yazmaktan geri durmuyor.
Bugünün edebiyatında karşımıza çıkabilen ensest, bakirelik zorbalığı, cinsellik, kadının kendi beden algısı gibi dillendirilmekten kaçınılan “kara delik”leri yazar, daha 1971’ de yazıyor.
Kadın, bedeni üzerindeki geleneksel baskıyı hiçleştirerek hak sahibi olduğu noktaya gelir.Bu bakımdan kendi dönemi için oldukça yenilikçi ve radikal bir yazar olduğu kesin.
Tuhaf Bir Kadın, başta hikaye kitabı izlenimi verip ilerleyen sayfalarda karakterlerin buluşup yapbozun tamamlandığı romanlardan ki şahsen bu tür bilmece - oyun tadında romanları çok severim. Bunlar görece zor romanlar diye tabir olunur.
Kitapta ana karakter Nermin, başlıktaki gibi gerçekten tuhaf bir kadındır çünkü; etrafındakilerden toplumun dayattığı kadın tipinden farklıdır. Asi, isyankar, ateist ve sosyalisttir. Çocuk doğurmaması, kendi rahatından vazgeçerek idealleri uğruna gecekonduda yaşamayı göze alması, alt statüdeki insanlara kendince faydalı şeyler anlatma uğraşı onu çevresinden farklı kılar.
Nermin’ in babasının konuştuğu bölümde ise olayları tamamen farklı bir bakış açısıyla görürüz ki bu da anlatıyı zenginleştiriyor.Bu sekansta farklı bir dil anlatım boyutuna geçilmesi Erbil’ in yazarlık yeteneğine hayran bıraktırıyor. Burada kendi kendine konuşma, sayıklama, iç monolog, aklına estiği gibi saydırma şeklindeki bilinç akışı tekniği kullanılıyor. Aynı zamanda Karadenizli kaptanın yerel ağız özelliklerine uygun atmosfer de kendini hissettiriyor.
Leyla Erbil, Türk edebiyatında el
Tuhaf Bir KadınLeyla Erbil · İş Bankası Kültür Yayınları · 20112,862 okunma
Uzun zamandır kütüphanemde duran Nutuk’ a bir türlü elim gitmemişti. Tarih derslerinde gördüğümüz bildiğimiz konulardı sanki ve hep bir erteleme halindeydim.
Aslında kitapların da okunmak için bir zamanları oluyor. Her kitabı her zamanda okuyamıyorsunuz; ne kadar özel olursa olsun. Ruh haliniz, ilgi sahanız sizi kontrol ediyor.
Bazen aylardır bekleyeni değil de yeni aldığınızı iştahla okur, hiç beklemediğiniz bir zamanda daha önce okuduğunuzu okuma isteği duyarsınız.
Nutuk da Atatürk sevgisi taşıyan her gencin “okumalıyım” deyip çoğunluğunun okumadığı bir kitap.
Orijinal diliyle bugünün gençlerine ağır gelebilir.
Ben zamanında bilmeden sadeleştirilmiş halini almışım ancak; itiraf etmeliyim ki “Gençliğe Hitabe” gibi kült bir metnin sadeleştirilmiş hali de orijinalinden okumak gibi olmuyor. Aynı duygu yoğunluğu ve şiddeti vermiyor.
Yaşananları bir de Atatürk’ ün ağzından duymak onun son derece seçkin, düşmanlarına karşı bile gayet seviyeli üslubunu görmek adına Nutuk başlı başına bir memba.
Atatürk, 1927’ de meclis kürsüsünden milletvekillerine 19 Mayıs 1919’ dan gelinen zamana kadar yaşadıklarını, kendinde iz bırakan hadiseleri söylev türünde aktarır. Nutuk, bu söylevin kitaplaştırılmasıdır.
Kitaba kendinizi kaptırınca kimi yerlerde duygulanmamak elde değil. Okunanlar kurgu değil, Kurtuluş Savaşı döneminin, yaşanılan beş büyük savaşın, Cumhuriyetin ilanı sürecinin gerçekliğidir.
İletişimin telgrafla sağlanması sebebiyle eserde, telgraf alıntıları çok yoğun. Bu sayede haberdar olduğum Telgrafçı Hamdi Efendi bölümü eserde en duygulandığım yerlerden oldu. 16 Mart 1920’ de İstanbul’ un işgalini Atatürk’e canı pahasına telgrafla haber veren Hamdi Efendi’ ye Atatürk, cumhuriyetin ilanından sonra, meclis kürsüsünden millet adına teşekkür ederek kendisini onurlandırır.
NutukMustafa Kemal Atatürk · Alfa Yayınları · 201834,4bin okunma