Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gece; postmodernizm sularında yüzen, akıl ve mantığın kontrolünden uzak, ruhi otomatizm ekseninde kaleme alınmış diğer tüm eserler gibi okuması zor “sıkıcı” denebilecek bir kurgu. Eserde “gece” kavramı alegorik olarak karanlık güçlerin, siyasi veya siyasi olmayan iktidarların ( para, baskı, ideolojik dayatmalar) temsili olarak insanların üzerine kabus gibi iner. Gece işçileri ise bu iktidarların paralı uşaklarıdır ki hayatı cehennneme çevirir. Kimse kendini güvende hissetmez. Her gece birileri öldürülür, dövülür fakat adalet mekanizması işlemez. Yakınları kaybolanlar çaresizce kayıplarının dönüşünü bekler. Burada gece metaforuyla “distopik roman” sahasına girilse de devamında çok tutarlı bir gidiş görülmez. Hayalle gerçeğin birbirine girdiği atmosferde yazar anlatıcılar da çeşitlenir. Üstkurmaca tekniğine uygun “dipnot” başlıklarında anlatıcı okuyucuyla konuşarak bütün bunların bir kurmaca olduğunu unutmamasını ister. Ayrıca çoğu yerde bir roman değil de “deneme” okuduğunuz duygusuna kapılıyorsunuz. Fakat kopuk kopuk, bölük bölük anlatımlar “Ben şimdi ne okudum ne anladım?” dedirtebilir. Romanı yarım bırakan ya da anlamsız bulanların eleştirilerini hoş görsem de okuduğum hiçbir eserden pişmanlık duymuyor, alınacak olanı aldığımı düşünüyorum. Yazar elbette mevcut güçlere isyanını kapalı bir anlatımla farklı bir roman tekniğiyle anlatmayı tercih edebilir. Ancak şunu söyleyebilirim ki bu ve benzeri kitaplar, standart okuyucu için değil de okuma tutkunları için daha uygun olacaktır.