Osmanlı Devleti, göçer nüfusun artışıyla ilgili olarak kendi imparatorluk düzeniyle göçerlerin uyum içinde yaşamalarını sağlamak maksadıyla bir kısım önlemler almıştır. Lindner, alınan bu önlemlerin amacını göçerleri yerleştirmek ya da göç yollarını belirlemek suretiyle yerleşik bir konuma dönüştürmek şeklinde dar bir kapsamda ortaya koymaktadır. Bu tür bir yaklaşımda devletin konar-göçerleri adeta potansiyel bir suçlu grubu olarak gördüğü şeklinde bir kanı oluşabilir. Oysaki devlet ya da merkezi yönetim açısından yeri yurdu belli, ekonomik varlığı yüksek, savaş gücü düşük olan ve tarımla uğraşan reayayı vergilendirmek kolaydır. Konar-göçer hayvancıyı vergilendirmek ise zordur. Hayvan varlığı vergilendirilirse ürünü vergilendirmek, ürün (et, süt) vergilendirilse baş hayvanı vergilendirmek zorlaşır. Bu yüzden genel politika olarak tarıma dayalı merkezi devletler göçeri toprağa yerleştirmeye, onu mülkiyet-üretim-tüketim-dağıtım düzeninin parçası yapmaya yani onu vergilendirmeye çalışırlar. Devletin bazen konar-göçerlere karşı örneğin Danişmendli taifesinden haksız yere alındığı tespit edilen 700 baş koyunun sahiplerine tekrar iadesi konusunda alınan karar gibi olumlu tutumlarının yanı sıra devletçe konulmuş vergilere ek olarak valilerin veya vergi toplamakla mükellef mahalli yöneticilerin konar-göçerlere yükledikleri kanun dışı mükellefiyetlerine de rastlanmaktadır. Bu ek mükellefiyetler aşiretlerin ekonomik açıdan zor duruma düşmelerine neden olduğu için baş kaldırmalarına veya iskân yerlerini terk etmelerine sebep oluyordu ki bu da aşiretlerin devlet tarafından eşkıya olarak görülmesine neden olmaktaydı. Aşiretlerin eşkıya olarak görülmesi ve devamlı potansiyel bir tehlikeymiş gibi takdim edilmelerinin bir başka sebebi Osmanlı Devleti’nin üst düzey yönetim kadrolarına
Sayfa 125 - İdeal Kültür Yayıncılık Ders Kitapları·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
KÖY İMAMINA REVA GÖRÜLEN İBRETLİK ZULÜM!...
Târih 1940'lı seneler. CHP'nin, dine karşı zulüm ve şekâvetinin zirve yaptığı devirler. Yani, TBMM'deki bütçe görüşmelerinde, bazı milletvekilleri tarafından, Komünizm tehlikesine karşı bir tedbir olmak üzere, hiç olmazsa ilk mekteblerin 4'ncü ve 5'nci sınıflarına haftada birkaç saatliğine de olsa "din derseleri" konulmasını taleb etmeleri üzerine, CHP'li Başbakan Receb Peker'in hiç pervâ etmeden bütün milletvekillerinin gözlerinin içine baka baka "Komünizmin" de, "İslâm dinin" de birer "öldürücü zehir" olduğunu söyleyerek aynen şunları söylemekten zerre kadar çekinmediği o meş'ûm devir "Arkadaşlar, bu konudaki sözümü pek çok uzatmak istemiyorum. Yalnız şu noktayı ehemmivetle arzedevim ki, komünizm denen bir ictimâî zehirden bünyevi korumak için onun vanında yavaş yavas genişlevecek bir şerîat havatının ikâmesi ihtimalini bir tedbir die düşünmek, aşağı yukarı bir öldürücü zehrin lâakal onun kadar öldürücü olan başka bir zehirle tedavi edileceğini zannetmekten ibarettir." (TBMM Zabit Ceridesi B: 22, 24.12.1946, 01) Adana'ya 20-25 kilometre mesafede Şahidali köyü imâmı, sabah namazına câmiye gelen köy çocuklarına "imânın şartı", "İslâm'ın şartı", "abdest ve guslün şartı", "namazın şartı" "oruc", "hac", "zekat"... gibi ilmihal Bilgileri'ni şifahi olarak, yani ağızdana öğretmeye çalışıyor. Ortada yazılı ve matbů Elif Cüzü, Ilmihâl Kitâbı gibi falan bir şey de yok. Bir câmi imâmi için bundan daha makul ve mâsumâne bir hareket ne olabilir di ki?!. Ama gel bunları CHP'ye anlatabilirsen anlat!. Yani "aşağı vukarı bir öldürücü zehrin (yani Kömünizm'in) lâakal (en az) onun kadar öldürücü olan başka bir zehirle (hâşa İslâm dîniyle) tedavi edileceğini zannetmekten ibârettir." diyyebilen CHP'ye!.. Bir*z sabah namazı vakti câmiyi atlı
Sayfa 294·Kitabı okuyor
Reklam
İncir ve zeytine and olsun... Tin Süresi 1.ayet
Hayvanları da O yaratti . Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve birçok faydalar vardır. Ve siz onlardan bir kısmını da yersiniz. Nahl Süresi 5. ayet
Ayet
Mutfağına sahip çıkan ailesinin ve kendisinin geleceğine sahip çıkar.
Reklam
Reklam