29 Mayıs 1453. Mekanın cennet olsun CEDDİM.
21 yaşında idi. 53 gün boyunca şahi topları ile surları yıkmak ile uğraştı. Ve İstanbulu kuşattı. Gemileri karadan yürüttü.. 1000 YILLIK Bizans İmparatorluğunu tarihe gömdü ve başkentini Fethederek peygamber övgüsüne mazhar oldu...
İNSAN PUTLARI KIRA ALLAH'A YOL BULUR...
15 Şubat 1932 yılında Ağrı ilinin Doğubayazıt ilçesinde dünyaya gelen Seyyid Ahmed Arvasî, aslen Van Bahçesaraylıdır. Babası Seyyid Abdülhakîm Arvasî, annesi Cevahir hanımdır. Büyük irşad kutbu velî ve Üstad Necib Fazıl’ın mürşidi Esseyyid Abdulhakîm Arvasî Hazretleri ile babası isim yönünden karıştırılsa da işin aslı çok farklı ve aynı zamanda çok çarpıcı olup, merhum Seyyid Ahmed Arvasî bir dostuna yazdığı mektubta bunu şöyle anlatır: “Şu ânda Ankara’nın Bağlum Nahiyesinde yatan Seyyid Abdulhakîm Arvasî Hazretleri ile aynı âiledeniz. Kendileri aynı zamanda babamın da isim babalarıdır. Babama kendi adlarını vermişlerdir. Babam, şu anda yetmiş beş yaşındadır ve Van Gümrük Müdürlüğü’nden emeklidir. Ailem “Arvasî” adı ile bilinir. 650 yıldan beri Anadolu’da yaşar. Orhan Gazi ile tanışan ve Anadolu’ya ilk gelen ceddim Hacı Kasım-ı Bağdâdî adında bir zâttır. Onun oğullarından biri Van Gölünün güneyinde (Arvas köyünde) yerleşmiştir. Biz ondan türemiş ve çoğalmışız. Çok geniş ve köklü bir aileyiz. Şanlı Peygambere “ümmet” olmak nimetlerin en büyüğü iken, bir de “evlat” olmakla şereflenmişiz.” Babasının mesleğinden dolayı sürekli şehir değiştirmek zorunda kalan Seyyid Ahmed Arvasî, Doğubayazıt’da tamamladığı ilkokul tahsilinden sonra, ortaokulu Erzurum’da bitirmiştir. Ortaokulun son sınıfında iken Üstad Necib Fazıl’ın yazıları ile tanışmasını şöyle anlatır: **“Ailece Erzurum’da oturuyorduk. Ben ortaokul son sınıfta idim. Evimiz misafirsiz kalmazdı. Akraba, eş ve dostumuz az değildi. Bir gün evimize enteresan bir misafir geldi. Bu, Piyade Albay Hilmi Acar isminde bir zâttı. Babamla tanışıyorlarmış, kucaklaştılar ve misafir odasına girdiler. Ben de arkalarından gittim. Evimizde ilk defa resmî kıyafetli bir albay misafir oturuyordu. Üstelik dindardı da. Nitekim
Reklam
Bozkırdan İstanbul’a Dünyaya geldim, Yesevî’ydi adım. Nice zorluk içinde yürüdü kanım. Kesik başlar gördüm, dondu zamanım; Ne zulümler gördümse de Türklük vardı kanımda. Şahinler ülkesinde Alp Er Tunga oldum. Titredi ellerim, Kendimi kelama boğdum. Âlem cenk içindeydi, Kalleş bir kumpasta yoruldum; Ölürken bile Türklük vardı kanımda. Tomris oldum bir gün Büyük Kiros karşısında. Oğlumu yitirdim Karanlık pusularda. Kana bulandı ellerim, Düşmanı boğdum fıçılarda; O vakit de Türklük vardı kanımda.
1000Kitap
İyi ki doğdun can Peygamberim
Sadr-ı cemî'-i mürselîn sensin yâ Resûlallâh Rahmete'l-li'l-âlemîn sensin yâ Resûlallâh Nûrun sirâc-ı vehhâc âlemler sana muhtâc Sâhib-i tâc ü mi'râc sensin yâ Resûlallâh Âyine-i Rahmânî nûr-ı pâk-i Sübhânî Sırr-ı seb'u'l-mesânî sensin yâ Resûlallâh Şâhidin Leyle-i İsrâ sübhânellezî esrâ Câmi'-i cümle-i esmâ sensin yâ Resûlallâh Ey menba'-ı lutf u cûd yerin makâm-ı Mahmûd Yaradılmışdan maksûd sensin yâ Resûlallâh Cânlar içinde cânân ma'den-i ilm ü 'irfân Ceddim ve pîrim sultân sensin yâ Resûlallâh Açan râh-ı tevhîdi bulan sırr-ı tefrîdi Hüdâyî'nin ümmîdi sensin yâ Resûlallâh Hz. Pir Aziz Mahmud Hüdâi Mevlid Kandilimiz Mübarek olsun.🥹🤍
Din
Atatürk, tarih ve siyaset:
Atatürk'ün yeni bir millet meydana getirmek için işe başladığı zaman, ortaya çıkacak olan devletin coğrafî mekân vahdetini ve onun jeopolitik durumu ile ilgili olarak tarihin asırlar boyunca verdiği iyi ve kötü dersleri en ince teferruatına kadar tetkik etti. Atatürk siyasetinin ve inkılâplarının bütün çıkış noktaları Şark ve Garp kültürlerinin birbirleriyle münasebetinde ve Anadolu yarımadasının tarihte beliren jeopolitik durumuna göre ayarlanmıştır. Türkiye Hudutlarının çizilmesi: Bugünkü Türkiye'nin sınırlarını Atatürk çizmiştir. Elimizdeki topraklar birinci büyük harpten bize tesadüfen kalmış olan kısımlar değildir. Bugünkü topraklarımızın sınırları tâbir caizse, ne bir karış fazlasiyle ne de bir karış eksiği ile olmamak üzere Atatürk'ün yeniden kurmak üzere hazırlandığı devlet için kafasında tasarladığı, yani jeopolitik duruma uygun bir mekân vahdetine sahip olan bir kıta parçasıdır. Harbin sonunda bize bırakılmak istenen beş on Orta Anadolu vilâyetini ihtiva eden bir vatan parçacığından ibaretti. Millî mücahede ile ve Lozan'da sulh yolu ile elde edilen topraklarsa bugünkü sınırlar içinde kalan ve ideal bir bütünlük gösteren bir ülkedir. Harp ve sulh yollariyle bu sınırları Avrupa kıtasında veya Arap memleketleri içinde genişletmek isteyenler çoktu. Fakat Atatürk bunu istemedi. Çünkü böyle bir genişlemenin vatan bütünlüğüne zarar getireceğine kanidi. Çünkü Atatürk tarihten aldığı derslerle Anadolu'da oturan bir milletin onun dışına çıktığı zaman daima içinden sarsıldığını ve yarımadayı tam mânası ile elinde bulunduramadığı takdirde sağlam bünyeli bir devlet kuramadığını görmüştü. Bunu anlayabilmek için Anadolu yarımadasının tarih boyunca jeopolitik durumunu kısaca gözden geçirmemiz faydalı olacaktır. **Anadolu'nun tabiî coğrafya bakımından olan yapısı
Tarih
Reklam
Reklam