Bu devlet, ceddim Osman Gazi hazretlerinin kurduğu bir devlet değildir. Medine-i Tahire'de Peygamber Efendimiz'in kurduğu devletin devamıdır. Bu itibarla Devlet-i Aliyye-i Muhammediye'dir.
Abdülmecid Han ceddi Yavuz Sultan Selim Han'ın türbesinin yanına defnedildi. Kendisi çok sevdiği ve sık sık ziyaret ettiği büyük Selim Han'ın türbesinin bulunduğu yerde, daha sağlığında türbesini inşa ettirmişti (1855). Hatta türbenin Yavuz Sultan Selim türbesinden daha yüksek olduğunu görünce Mimar Garabet Balyan'a, "Ceddim Yavuz Sultan Selim gibi bir padişah-ı zi-şanın türbesi yanında anın kubbesinden yüksek kubbe yaptırmak hilaf-ı edebdir" diyerek, yıktırıp daha alçak olmak üzere tekrar inşa ettirmiştir.
Sultan Hamid'e, İstanbul'un işgali ihtimaline karşı Eskişehir'e nakli için teklifte bulunulmuş... "Hayır, demiş Sultan; ben burada Beylerbeyi Sarayında kalmayı ve günlerimi vatana dua etmekle geçirmeyi tercih ederim. Ceddim Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u kuşatınca Bizans İmparatoru kaçtı mı ki, bana onun bile kabul etmediği sefil bir işi teklif edebiliyorsunuz. Bu teklife nasıl da vicdanınız yatıyor ve diliniz varıyor? Gerekirse biz de ölürüz ama tarihe kaçak diye geçmeyiz!"
“Ey şahlar şahı, benim hepsi peygamber olan yedi ceddim de Şam diyarında koyun çobanlığı yapmıştır. Bunun gizli bir hikmeti de vardır; peygamberler ümmetlerinin çobanlarıdır…”
I Dünya Savaşı'nda düşman donanması Çanakkale Boğazı'nı zorlarken ve durum buhranlı iken, hükümetin Anadolu'ya taşınması düşünülmüş ve o zaman Beğlerbeği Sarayı'nda Musevi bir hayat yaşayan Abdülhamid'e kardeşi V. Mehmed tarafından bir heyet gönderilmişti. Bu heyet, sonradan paşa olan Talat Beğ'in başkanlığında idi ve durumu anlatarak Anadolu'ya geçmenin zaruretini söyleyecekti. Abdülhamid, heyeti sükûnet mi dinledikten sonra şunları söyledi:
"Ceddim Fatih hazretleri İstanbul'u alırken son Bizans imparatoru şehirden kaçmayı düşünmemiş, ordusu başında ölmüştür. Biz, Bizans imparatorları kadar da mı olamıyoruz ki bu şehri bırakmayı düşünüyoruz? Osmanlı hanedanı İstanbul'u terk ederse bir daha oraya dönemez. Muhterem biraderime söyleyeyin: İstanbul'dan bir adım bile dışarı atamam!"