Yaralar vardır hayatta, ruhu yalnızlıkta cüzzam gibi yavaş yavaş yer, kemirir. Bu dertler kimseye anlatılmaz çünkü genellikle insanlar bu dertlere inanmaz, tesadüflerin bir parçası olarak görür, nadir ve acayip olaylar olarak kabul ederler. Eğer biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar yaygın inançları ve kendi akıllarına nazaran alaycı ve şüpheci gülüşlerle değerlendirirler. Çünkü bu dertlerin çaresi de ilacı da bulunamamıştır. Bunun tek ilacı şarap, afyon ve uyuşturucu maddeler aracılığıyla sağlanan sahte uykuyla uyumaktır. Fakat ne yazık ki bu tür ilaçların etkileri geçicidir; acıyı kesecekleri yerde, çok geçmeden şiddetlendirirler.
Acaba bir gün doğaüstü olayların, uyku ile uyanıklık arasındaki, berzahta görülen gölgesinin ruha yansımasının sırrıni biri anlayacak mı?