Hanya Yanagihara’nın kitaplarına başlarken hep bir hazırlık yapmam gerektiğini hissediyorum. Çünkü kolay okunacak, çabucak bitirilecek kitaplar değil. Değersiz Bir Hayat da aynen öyleydi. Başladığımda meraklıydım ama ilerledikçe bazı bölümlerde durup nefes almak zorunda kaldım.
Kitap, aslında basit gibi görünen ama çok derin bir sorunun etrafında dönüyor: “Bir hayatı değerli ya da değersiz yapan şey nedir?” Yanagihara bu soruyu karakterleri üzerinden, bazen acıtan bazen de düşündüren şekilde işliyor.
Benim için en dikkat çekici yanı, olayların hızlı akmaması oldu. Dürüst olayım; bazı yerlerde durağan geldi, “hadi artık” dediğim oldu. Ama diğer yandan, tam da bu durağanlık içinde karakterlerin duygularına daha fazla yaklaştığımı hissettim. Yani, biraz sabır isteyen bir kitap.
Okurken kendimi karakterin yerine koyduğum anlar oldu, özellikle de “değersizlik” hissi üzerinden düşündüğümde. Hepimizin bir şekilde yaşadığı, dile getirmese bile içinde taşıdığı duygular vardı sayfaların arasında. Belki de bu yüzden beni yorduğu kadar etkiledi de.
Kitabı bitirdiğimde kafamda tek bir düşünce kaldı: Bu kitap herkese göre değil. Ama kendini sorgulayan, derinlere inmeyi seven okurlar için kesinlikle çok güçlü bir deneyim.
Değersiz Bir Hayat, kolay bir yolculuk değil ama sonunda insana kendisiyle ilgili sorular bırakan bir kitap. Ben okurken zorlandım, bazen sıkıldım ama en sonunda iyi ki okudum dedim.
Öte yandan, kendiliğinden teslim olmaları Mehmet açısından hâlâ tercih edilen seçenekti. Bu durumda başkent yapmaya niyetli olduğu kentin kumaşı korunmuş olacaktı; zor kullanarak alınırsa, İslam yasasına göre askerlerinin kenti üç gün boyunca yağmalamasına izin vermek zorundaydı.