Bugüne kadar psikologlar bütün çabalarına karşın beyaz olmayan halkların zekâlarında varsayılan genetik bozukluğu inandırıcı biçimde saptamayı başaramamıştır.
Bu tür ırkçı açıklamalara karşı çıkıyorsak bunları yalnızca iğrenç bulduğumuzdan değil, aynı zamanda yanlış olduklarındandır. İnsanlar arasındaki teknolojik farklılıklarla paralellik gösteren zekâ farklılıklarının varlığına dair elimizde sağlam kanıt yok. Aslında biraz sonra açıklayacağım gibi çağımızda "Yontma Taş Çağı'nı" yayan halklar ortalama olarak belki de sanayileşmiş halklardan zekâ bakımından geri olmak şöyle dursun daha ileri. Size tuhaf gelecek ama, Avustralya'ya gelen beyaz göçmenlerin yukarıda sözü edilen öteki üstünlüklere sahip okuryazar bir sanayi toplumu kurmuş olma onurunun kendilerine verilmesini hak etmediklerini XV. Bölüm'de göreceğiz. Ayrıca yakın zamanlara kadar -Avustralya ve Yeni Gine yerlileri gibi-teknolojik açıdan ilkel kalmış halklar, kendilerine fırsat tanındığında sanayi teknolojilerini genellikle çok iyi öğreniyorlar.
Bugün Batı toplumunda ırkçılığa karşı olduklarını açıkça dile getiren kesimler var. Ama pek çok Batılı (belki de büyük çoğunluk) kendi kendilerine kaldıklarında ya da bilinçaltlarında ırkçı açıklamaları kabul etmeyi sürdürüyor. Japonya'da ve pek çok başka ülkede bu tür açıklamalar hâlâ açık açık, hiç özür dilemeden ileri sürülüyor. Hatta eğitimli beyaz Amerikalılar, Avrupalılar ve Avustralyalılar, Avustralya yerlileri söz konusu olduğunda yerlilerin kendisinde bir ilkellik olduğu düşüncesindeler. Kuşkusuz beyazlardan farklı görünüyorlar. Avrupa sömürgeciliği döneminde hayatta kalabilmiş yerlilerin bugün yaşayan torunlarının pek çoğu, beyaz Avustralya toplumunda ekonomik açıdan başarılı olmakta güçlük çekiyor.
"Uygarlık" gibi, "uygarlığın doğuşu" gibi sözlerden, sanki uygarlık iyi bir şeymiş, kabile avcı/yiyecek toplayıcıları mutsuzmuş, son 13.000 yıldır tarihin gelişimi insanın mutluluğuna büyük katkılarda bulunmuş, anlamı çıkmıyor mu? Aslında ben sanayileşmiş toplumların avcı/yiyecek toplayıcı kabilelerden "daha iyi" olduğu ya da avcı/yiyecek toplayıcı toplumlara özgü hayat tarzını bırakıp demire dayalı devlet olma aşamasına geçmenin "gelişme"yi temsil ettiği ya da insanların mutluluğuna katkıda bulunduğu gibi bir varsayımda bulunmuyorum.
Gıdım kımıldayamaz bu mahluk. Boşa dönen teker, sürekli patinaj; öbür tekerlerle, aksla bağı yok, debelenip duracak, kan ter içinde kalacak, bir de bakacak, bir arpa boyu bile değil, olduğu yerde aşınmış durmuş.
Büyüyen ve büyüdükçe geceyi kanırtan acı
bir çığ gibi düşerken günlerin rahmine
çelik kıvılcımlarını fışkırtan hayat
hangi kitabın sayfalarını
okutmak istemektedir şimdi bize