Kadının sabrı taşmıştı.
"Peki o zamana kadar ne yiyeceğiz?" diye sordu. Albayı, flanel gecelik entrarisinin yakasından kavramış şiddetle sarsıyordu.
Albayın bu ana ulaşması yetmiş beş yılını- dakika dakika, yaşamının yetmiş beş yılını- almıştı. Yanıtlarken yalın, açık ve yenilmez hissetti kendini:
"Elinin körünü."
Paris, Ocak 1957
"Pencereden kuş uçtu" cümlesini yazmak bana zor gelse de, "Pencereden kuş uçtu/Yandı yürek tutuştu" türküsünü kolaylıkla söyleyebilirim. Çünkü böylece şiire bulaşıyorum. Düzyazıda yazarın, müellifin, muharririn ne dediğini önce kendisinin bilmesi şarttır. Düzyazıyı ne dediğini bilen kişi yazmalı ama şiirde böyle bir şart yok. Şairler ne söylediklerini tamıtamına bilmezler. Bilseler belki onlar da ağızlarını açmazlardı. Şiir okuyanlar da kesin doğruları aradıkları için şiire bakmazlar.