"Maalesef, bugün dahi Türkiye Türklüğü, istikrarlı bir millî ve târihî kültür politikası kuramamış ve bu yüzden de birbiri ardınca yetişen nesiller, cehâletin, aşırılıkların ve anarşinin tuzağına düşmekten kurtulamamış bulunuyor."
Sâmiha Ayverdi
Kaybolan Anahtar
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Bizim olan bir coğrafya üstünde târihsiz, mâzîsiz, dilsiz, dinsiz, âvâre ve şaşkın bir kütle olup kaldık.
Eğer bugün türlü yolsuzluklar, düzensizlikler, ahlâksızlıklar içinde pûyan oluyorsak, çektiklerimiz, kolayına yerine gelemeyecek olan o kayıpların acısıdır ki daha bir hayli zaman buna dayanmak mecbûriyetindeyiz. Bugün bizi devlet olarak idâre edenler şâyet filân veya falan parti değil de melâike olsa gene biz bundan başka olamayız. Zîra bir cemiyet düzelmedikçe, idârecilerin düzelmesini beklemek abes bir temennidir.
Cemiyetin temeli insandır; o, ekseriyeti ile dört başı mâmur olursa müesseselerin ıslâhı çok kolaylaşır. Kendin buna bir misalsin."
Sâmiha Ayverdi
Mektuplar 1
“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu..."
Fakat içimizdeki sorunun, kimseden aramaya cesaret edemediğimiz cevabı kendiliğinden yayılıverdi: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bütün karargâhı ile beraber esir olmuş…
Kader insanları öldürmez derlerse, bu söze inanınız. Kalb denen şeyin ne dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu ben o akşamüstü Büyükada vapurunun güvertesinde öğrendim.
Ölümü bir uyku, rahat bir uyku gibi arayarak sabahı ettik. İlk vapurun en görünmez köşesine sığınarak, iki büklüm köprüye indik.
Bütün Türkler’i yas içinde bulacağımı sanıyordum. Meğer ne kadar soysuzluğa uğramışız. Acaba sokaktakilerin hepsi, şu veya bu muhipler cemiyeti üyeleri mi idi? Bizimkiler utançlarından evlerinde mi kalmışlardı? Bu gülüşler, bu çırpınışlar, bu el sıkışlar ne idi?
Meğer bütün karargâhı ile Başkomutan Mustafa Kemal değil, Yunan Başkomutanı Trikopis esir olmuş…
Size kalbin ne kadar dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu yukarıda söylemeseydim, burada söylerdim. Bir çocuk gibi sıçramaya başladım. Habere, havadise, telgrafa koşuyorum. Hani dün kızdığımız o sürüm gazetesi yok mu, meğer resmî tebliğlerin kilometrelerce gerisinde imiş. Yunan ordusunu yok etmişiz ve İzmir’e iniyormuşuz.
Ben, ömrümde hiçbir edebiyat eserinde, ordulara ilk hedeflerinin Akdeniz olduğunu bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki duymadım. Bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şiirlerin üstünde bir şiirdi. Ne olmuştuk, biliyor musunuz? Kurtulmuştuk.
Ah Mustafa Kemal, Mustafa Kemal, sana ölünceye kadar o günün sevincini ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim. (…)
Falih Rıfkı Atay, Çankaya