İsmet Özel'e Atfen!
Celladıma kahkaha atarken göz kapaklarıma asılı olan idam fermanımın ön yüzünde yazan satırlar bunlar: Denek faresi olmuş ruhum Dilim daha ben doğmadan emperyalizm suntasında ezilmiş Ağzıma ve şiveme yobaz çiviler çakılmış Oysa ben Asırlardır Bu topraklara Fidan dikerim Yağmur sulamazsa Kan ve göz yaşı akıtırım Toprak mı kalmdı Bedenim ne güne duruyor benim Değişmiş dönüşmüş hatta istila edilmiş Oysa ben Asırlardır Bu karaparçasının tapusunu Yüreğimde ve ruhumda taşırım Softa mülkiyet kavramından anlamam Ya da Bölücü milliyetçilik naralarından Tunadan tanrı dağlarına Hatta Hicazdan bingaziden endülüse kadar Tarih benim Oysa ben Şimdi Özgürlüğü kısırlaştırılmış
Şiir
Celladıma gülümserken İsmet özel
Ne yapsam döl saçan her rüzgarın vebası bende kalacak varsın bende biriksin durgun suyun sayhası yumuşatmayı bilen ateş öğüt sahibi toprak nasıl olsa geri verecek benim kılıcımı. (1984)
Reklam
Dudağında yarım kalmış bir gülümseme Kısa ve sıcak bir aşkın ardından Mevsim sonbahara gebe Yanağında parlıyor ay ve güneş İnciler dökülüyor gözlerinden Rüzgar hafifçe esiyor Uzak diyarlardan kokusu geliyor sanki Yağan yağmurun ardından. Binlerce yıl uzaktan seyrediyorum Ölüm fermanımı okurken okuyucular Bıçak boynumda Gökten kurban inmiyor artık Sunaklarda diz çökmüşüm celladima(ona) Sıramı bekliyorum usulca Kuyunun dibindeki gibi yalnız ve çaresiz S.B
deli gibi uykum var Nermin gözlerimi yumsam mayınlar patlayacak çobanlarımda kuzular geceye kırık bir kaval gibi dizilecekler elimden hiçbir şey gelmiyor inan dünyasız kaldıkça böyle aklıma seni düşürüyorum karnıma bir tank giriyor gibi seni düşünüyorum alnımda harp kaşlarıma basa basa yürürken çehreme çalınmış hilal kalbimden küllerle fışkıracak neredeyse dönüp baksan ölümün elimden olacak bir terazi bozacak eski bir teraziyi morga mor çalacak pıhtılaşan kan terlemeyen bir at patlayacak koşarken dönüp baksan Şeddad’ı indirecek kıyamet! tül rüzgarla değil artık güneş bile battı savrulan balyoz içinden geçiyor buharın tutan el yarıyor suyu kan zerk aleminde seninle dolanırken kuyumu kıyıldı nikah ölsem de durur nişanı
birisinin hüngür hüngür ağlayarak kurduğu bir cümlenin, hiç kimsenin gönlüne değmemesi kadar canım yandı o gece. sonra, gırtlağımda yüklemi olmayan bir cümle ile eve döndüm. insan aptal olduğunu öğrenince eve döner hep. canımdan kaç can gitti saymadım o gece. kendimin en kıyısında ve kendimin en ücrasında gaseyanlarımın çaresizliğiyle koştum. kendimden kaçtım, bendeki senden,göğüs kafesimin içindeki o mezarlıktan kaçtım. dizlerimin üzerine çöktüm sonra. yol bitti. yol bitince eve döner insan hep. ciğerlerimi tükürdüm bilmediğim bir şehrin hiç bilmediğim bir caddesinin kaldırımında o gece. teselli etmek için uzanan her eli itekleyip senin boşluğuna sarıldım. yanılgılarımı ve yenilgilerimi koydum yanıma. en güzel sana yenildim ben. ilk yenildiği yerden eve döner insan hep. celladıma, omuzundaki gülün hatrına gülümsemenin ne demek olduğunu öğrendim o gece. beni, birçok kere vurdular çok kez düştüm, ama beni düşüren şeyin senin çelmen oluşunu hazmedemedim. gırtlağımdaki o cümleyi yuttum. anlaşılmadığını gördüğü yerin kıyısından eve döner insan hep. etimi kemiğimden söküp, canımı yaktım, tarumar ettim, attım seni içimden o gece. ertesi sabah, dışarı çıktım. sokak köpeklerini sevdim, çiçekleri kokladım, demli bir çay içtim. her şey yerli yerindeydi, ben evimde değildim. hayat yeterince ince davrandığında, eve döner insan hep. en kuytularımdan vuruldum, cinnetlerimi ve cinayetlerimi kustum sokaklara o gece. ayaklarımda milyonlarca yıldır yürünmemiş yolla, sana gelmiştim. kapı dışarı ettin beni. seni öldürdüm zihnimde acımadan. en güzel sen yaktın canımı. canının yandığı ilk yerden, eve döner insan hep. üzerimdeki beyaz gömleğin kan revan olduğunu gördüm o gece. zihnimde kaç kere vurdum seni, kaç kere öldürdüm kaç kere diriltip kaç kere sevdim hatırlamadan korkuyu zapt ettim.
Alıntı
Bazı hisler tanıdıktır. Öyle tahmin etmekle yerine kendini koymakla empatiyle falan anlamazsın birini. Yaşadığını yaşamadan hissedemezsin ne hissettiğini. Evvelden aşinaydım desem eksik kalır, yalan olur belki ve ben yalan söyleyemem.. Ve insan yüreğinden dökülmeyen hiç bir duyguyu yüreğini sökercesine kelimelere dökemez.. Ya da ben sanıyordum bilemem. Buraya gelmek kolay olmadı, Eksik kaldığım günler oldu, Ama ne zaman gelsem hiç kolay gelmedim.. Gelmek isteyip gelemediğim günlerim de oldu. Acının son demine kadar hissettiğim günlerde de geldim, Gözlerimi mutluluktan kapatamadığım günlerde de.. Yaralar alıp, yaralar bıraktığım günler de.. Hüznümü gizleyemeyip nazlandığım zamanlarda, Küçücük bir şeyle beni çocukluğuma götürdüğü zamanlarda da geldim.. Kendim gidemiyorum ama hissettiklerim yerini bulsun istedim hep. Tek bir cümlemde, tek bir sözümde kalbimden geçmeyen duygular yoktu. Kırgınlıklarımla, yorgun düşen kalbimle içimde ne varsa hayata dair, aşka dair hepsini canı gönülden döktüm sana Eylül.. Bilirsin gece yarıları çok ağlayarak yazdım sana, İçime sığdıramadığım ne varsa sana emanet ettim. Bugün sana son kez döküyorum içimi. Çünkü bugün son görevimi yaptım. Layıkıyla yapamadım biliyorum ama sok gücümle harfi harfine bilmem kaç sayfa okudum. Kırgınlıklarımla geldim sana bugün.. Mutlu sonla biten bir aşk kitabına isim vermemi istedi benden.. Mutlu sonla biten gerçek bir aşk hikayesi. Ali ile Nazlı’nın kavuşma hikayesi. Sevindim mutlu sonla bitmesine.Gözlerim doldu Ali’nin Nazlı’ya olan aşkına.
Reklam