Cem

Cem
@cemausu
Ne konuşurum ki, kimsenin benim gibi işitmediği bir yerde!
Örneğin Rusya, asla tam anlamıyla uygarlaşamayacak, çünkü çok erken "uygar" oldu. I. Petro'nun taklit konusunda kullandığı üstün bir zekâsı vardı ama yoktan var edebilen, yaratıcı bir gerçek zekâdan yoksundu... Halkının barbarca yaşadığını gördü ama medeniyet için henüz olgunlaşmadıklarını anlamadı. Onu zorluklarla sınayıp sağlam hale getirmektense uygarlaştırmaya kalktı. İlk dileği Almanlar veya İngilizler elde etmekti. Oysa en başından beri Rusları yaratıyor olmalıydı. İnsanlarını, olmadıkları bir şey olduklarına ikna ederek aslında olabilecekleri şeye dönüşmekten alıkoydu.
Sayfa 48 - Kapra Yayıncılık·Kitabı okudu
Alıntı
Platon, Arkadya ve Kyrenia halklarına yasa yapmayı reddetti çünkü iki halkın da zengin olduğunu, eşitliğe razı gelmeyeceklerini biliyordu
Sayfa 47 - Kapra Yayıncılık·Kitabı okudu
Alıntı
Grotius ve diğerleri, sözde kölelik hakkının başka bir kaynağı olarak savaştan söz eder. Onlara göre, kazanan, yenileni öldürme hakkına sahip olduğundan yenik taraf hayatını özgürlüğü pahasına satın alabilir. Bu anlaşma her ikisine de fayda sağladığı için daha meşrudur. Ama bu sözde yenileni öldürme hakkının, hiçbir şekilde savaş halinin sonucu olmadığı açıktır. İlkel bağımsızlıkları içindeki insanlar, aralarında ne barış içinde yaşayacak ne de savaş çıkaracak kadar iletişim sağlandığından, doğal düşman olamazlar. Savaşa yol açan olgu, insanların değil şeylerin ilişkisidir. Savaş hali basit kişisel ilişkilerden doğamaz, sadece maddi olanlarından kaynaklanabilir. Özel ya da insanlar arasındaki savaş, sabit bir mülkiyetin olmadığı doğa durumunda veya her şeyin yasaların otoritesi altında olduğu toplum durumunda bulunamaz.
Sayfa 16 - Kapra Yayıncılık·Kitabı okudu
Alıntı
Sonunda durup soluklandım. Sonuçta alalede bir insanın ne dediğinin ne önemi vardı? Öyle ama insan her şeye de katlanamazdı. "Haklısın." diye sözümü kestim. "Ama ne yapsın, aklı daha iyisine yetmiyor." Bu argümanı tatmin edici buldum.
Sayfa 61·Kitabı okudu
Daha otuz beşimize basmadan her şeyin bittiğini, işin tamam olduğunu; aşkın, arzunun, ümit ve ihtirasın artık bir daha uyanmamak üzere sönüp gittiğini kendi kendimize itiraf etmek; kendi kendimize, bütün mutluluk ve başarı kapılarının kapandığını söylemek ve gelip, burada bir ağaç gibi kurumağa mahkum olmak. Böyle mi olacaktı? Böyle mi sanmıştım? Lakin, işte böyle oldu ve böyle olması lazımdı.
Sayfa 17 - İletişim Yayınları·Kitabı okuyacak
Alıntı