Geleneksel belgesel fotoğraf yaklaşımı referanslarını yaşamdan almakta ve insanoğlunun içinde bulunduğu duruma dair görsel hikayeler anlatmaktadır. Bu görsel hikaye anlatıcılığı insana dair belirli bir tema etrafında şekillenmekte, bir mesaj kaygısı taşımakta, bu işlevini de bir dizi fotoğraf ve bu fotoğraflara eşlik eden açıklayıcı bir metin ve alt yazılar aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Fotoğrafçının uzun soluklu çabalarının ürünü olarak ortaya çıkan bu fotoğrafı iki hikayelerde gerçek mekanlar ve o mekanları gündelik pratikleri ile deneyimleyen gerçek kişiler yer alır.
Özetle söylemek gerekirse sanatçıların kişisel belgesel yaklaşımı benimseyerek mikro gerçekliklere temas etmeleri onları postmodern belgesel fotoğrafçı olarak nitelememiz için yeterli bir neden değildir.
Ona göre aksine yeni nesil fotoğrafçılar belgesel fotoğraf yaklaşımını daha kişisel uçlara yöneltmişlerdir. Hayatı değiştirmekten ziyade tanımaya ve anlamaya çalışmış olan bu fotoğrafçıların görüntüleri toplumun zayıflıklarına ve kusurlarına yönelik bir sempatiyi ve hatta neredeyse bir şefkati ele vermiştir.
Bu ayet, Allah’ın birliğini gösteren en güçlü delillerden birini ortaya koymaktadır. Bu delil alemin nizamıdır. Gerçekten, eğer birden fazla ilah olsaydı bunlar ya birbiri ile anlaşır veya anlaşamazlardı. Birbiriyle anlaştıkları, beraberce aynı şeyi yaptıkları, yarattıkları aleme beraberce nizam verdikleri takdirde, ya biri diğerine muhtaç olurdu ki muhtaç olan ilah olamaz veya yardıma muhtaç olmazdı. Bu durumda da diğerlerinin varlığı gereksiz olurdu. Şu halde Allah birdir. Öte yandan, eğer bu ilahlar birbiriyle anlaşamazlar birbirinin yaptığına, yarattığına diğeri karşı çıkarsa, o zaman da alemde nizam‘dan eser kalmaz; ayette de buyurduğu gibi” yer ve gök bozulup giderdi.” Halbuki alemde eşsiz bir nizam mevcuttur. Şu halde Allah vardır ve birdir.