(İnsan nefsani duygularına ve bu cümleden olarak kıskançlık duygusuna boyun eğerse kardeşini bile öldürebilir; ancak bunun sonu dünyada insanı içten içe yakan vicdan azabı ve pişmanlık, ahirette ise ruh ve vücudunu yakan ateştir. Kıskançların kendilerine göre gözleri kördür. Mazhar oldukları nimetleri ve güzellikleri görmez; hep başkasındakini görür ve kinlenirler. Bu hastalığın çaresi İslam’ı bütünü ile yaşayarak nefsi terbiye etmek, hep kötülüğü emreder nefsi (nefsi emmareyi), sükûn ve huzura kavuşturmak (mutmainne kılmak) ve Allahın verdiğine razı (raziye) hale getirmektir.)
(Allahın yarattıklarını değiştirmek canlıların tabi şekil ve özelliklerini değiştirmek demektir. Hayvanların gereksiz yere kulak ve kuyruklarını kesmek, kasları, dişleri … süslenme maksadıyla değiştirmek bu kabildendir ve yasaklanmıştır. Tabiatın dengesini bozan davranış, kullanma ve teknoloji de aynı çerçeveye girmektedir.)
Şu var ki bir nesnenin manevi değeri, bir haberin ya da örneğin tersine ancak büyü ya da din açısından açıklanabilir. Modern toplumda büyü de dinde canlı birer güç olarak var olmadıklarına göre, sanat nesnesi, “sanat yapıtı” bütün ile yapay bir dinsellik havasına sarılmış demektir.
(Yahudiler Allahın kendilerine gönderdiği kitabı tahrif etmiş, kelime ve cümlelerin yerlerini değiştirmiş, manalarını saptırmış, gerçekleri ve bu arada Hazreti Peygamber’in geleceğini müjdeleyen kısımları örtmüş, bozmuş ve inkar etmişlerdir. Resulullah’ın zamanında da ilk anda kötü maksatları belli etmeyecek sözler kullanarak onu tahkir etmek ve kinlerini tatmin eylemek yoluna gitmişlerdir. Mesela«râinâ» kelimesi «bizi gözet» manasına gelir, aynın kesresi biraz uzatılarak söylenirse«râînâ: bizim çobanımız» manasına gelir. İşte buna benzer kelime oyunlarıyla akıllarınca peygambere hakaret ediyorlardı. Ayet onların oyunlarını bozmakta ve haklarında hayırlı olacak yolu göstermektedir.)